Başak Vural: Bu meslek de sevilmeden yapılabilecek bir meslek değil!

Başak Vural: Bu meslek de sevilmeden yapılabilecek bir meslek değil!

Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro-Oyunculuk bölümünden mezun olmasıyla başlayan yolculuğu Beni Affet, Unutma Beni ve Esaretim Sensin gibi dizilerde sergilediği yetenekli oyunculuğuyla devam etmiş, aynı zamanda da tiyatro alanında Peynirli Yumurta, Düğümlere Üfleyen Kadınlar, Shakespeare Zorda, Joko’nun Doğum Günü, İhanet ve şimdilerde de Devlet Tiyatroları’nda sahne aldığı Suç ve Ceza oyunu ile daha bir çok başarıya imza atacağına emin olduğum hem genç hem güzel bir tiyatro sanatçısı olan sevgili Başak Vural ile keyifli bir söyleşi yaptık. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında Sonia karakterine can veren Başak Vural’a prova sonrası yorgunluğunun üzerine bile olsa güler yüzünü eksik etmeden bu keyifli sohbete katıldığı için çok teşekkür ediyorum ve sizi verdiği cevaplarla baş başa bırakıyorum.

Suç ve Ceza’da Sonia karakterini canlandırıyorsunuz. Sonia, Raskolnikov için bir iyileşme karakteri, onun peşinden gidiyor ve suçunu itiraf etmesi için de ona destek oluyor. Bir yıldır bu karakteri canlandırıyorsunuz. Aradan 15-20 yıl geçtiğinde de yine bu tiyatroda aynı karakteri canlandırmak ister misiniz ve ne gibi değişiklikler yapmak istersiniz?

-Oyunculukta yıllar geçtikçe belli bir deneyim sahibi oluyorsunuz dolayısıyla bir zaman sonra aynı karakteri tekrar canlandırmak isterim. Öte yandan karakterin yaşı sebebiyle de bu yaşımın rolü olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki bir filmi farklı yaşlarda izlediğinizde farklı anlamlar yüklüyorsunuz, bir oyun metnini de elinize aldığınızda mutlaka yıldan yıla farklı anlamlar yüklenecektir.

Raskolnikov işlediği suçu aklamaya çalışıyor ve onun karşısında bulunan Sonia, Tanrısal gücü ve ahlağı simgeliyor. Raskolnikov sonunda suçunun farkına varıyor ve itiraf ediyor. Burda aslında Sonia karakterinin özellikleri ön plana çıkıyor. Canlandırdığınız karakterde sevdiğiniz ve sevmediğiniz özellikler nelerdir?

-Kitapla oyun arasında karakter açısından uyarlamalar sebebiyle bir takım farklılıklar bulunuyor. Romandan yola çıkarsak Sonia’nın masumiyeti ve saflığı birbirine çok karışıyor. Böyle olmasa belki farklı durumlarla karşılaşacak, fazla masum olması belki sevmediğim özelliği olabilir. Okurken her seferinde böyle yapmasaydın keşke dediğim anlar oldu. Sevdiğim özelliği de oynarken ondan öğrendiğim özelliğidir. Her karakterden mutlaka bir şeyler öğreniyorsunuz. Sonia da herkesi eşit bir yerden görüyor, sadece insan olduğu için onlara değer veriyor, bu bana çok ulvi ve özenilecek bir durum olarak geliyor. Herkesin de bunu başarabileceğini düşünmüyorum.

Şu ana kadar canlandırdığınız karakterlerde sizi en çok zorlayan hangi karakter oldu? Hem dizi hem tiyatro oyunlarını düşünürsek.

-Hepsinin kendi içinde zorlukları var, hepsi çok farklı. Örnek olarak bende ezberi olmayan bir rol bana daha yakın oluyor çünkü dışarıyı gözlemliyorum ve size ne kadar yaklaşırsa rol daha çok içsel bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Kendi hayatınızı sorguluyorsunuz. Dolayısıyla hepsinde çok soru sordum ve zorlandım diyebilirim. Umarım da hep böyle devam eder.

Bazı sonlar insanı şaşırtır veya mutlu eder. Suç ve Ceza kitabının sonu sizi mutlu etti mi, başka bir son bekler miydiniz?

-Açıkçası Sonia’dan beklenildiği gibi bir son olduğunu düşünüyorum. Okurken az çok tahmin edilebiliyor. Raskolnikov’a yardım edeceği, suçunu itiraf ettireceği ve Sonia’nın ondan vazgeçmeyeceği belli oluyor. Başka türlü bir son olsaydı Suç ve Ceza böyle olmazdı diye düşünüyorum.

Dizilerde veya tiyatroda zorlandığınız anlardan bahsedebilir misiniz?

-Devlet tiyatrosunun başka dizilerin başka zorlukları var. Tabi ki bir yönetmen var ve onun hayal gücüne girmek zorundasınız. Dizi olarak düşünecek olursak Beni Unutma dizisinde Elmadağ tarafında çekim yapıyorduk ve oto sanayide çalışan bir karakteri canlandırıyordum dolayısıyla üşümekten konuşmakta zorlandığım anlar oldu. Devlet tiyatrolarında da üstadlarla oynuyorsunuz. Bunlar zorlayabilir ama  tatlı anılar, öyle üzüldüğüm zorlanmalar yaşamadım.

Ekşi Sözlükte sizin için DTCF’nin en şirin insanıdır, pastadan yapıldığı söylenir diye bir cümle okudum. Bildiğim bütün oyuncular genel olarak pozitif, enerjik ve mutlu. Mutlaka farklı kişilikler vardır ama genel olarak tiyatrocuların bu özelliklere sahip olmasını neye bağlıyorsunuz.

-Böyle görmeniz ne kadar güzel. Her zaman mutlu değillerdir ama sanat icra ediyoruz ve insanların her şeyden sıyrılıp rahatlayıp bir katharsis alanı sunmayı hedefliyoruz. Sahnede oyuncunun enerjisini yüksek tutması gerekiyor,  sürekli içine dönen bir insan sahnede varlığını tamamlayabilirmiş gibi gelmiyor. Drama oynarken de aynı şekilde enerjinizi yüksek tutmak zorundasınız. Bu meslek de sevilmeden yapılabilecek bir meslek değil aslında.

Çok teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir söyleşi oldu. En kısa zamanda yeni oyunlarınızda sahnede sizi izlemek dileğiyle.

-Ben teşekkür ediyorum, benim için de çok keyifliydi.

Diğer Yazılar