Olimpos Uzantısı

Olimpos Uzantısı

Selen Erkan yazdı:
“Bazı kitaplar kelebeğin ömrü kadar zamanda okunur, ya çok sadedir iz bırakır ya da çok basittir rafa kaldırılır. Bazısı da uzun zaman diliminde okunur, ya düşündürür ya da sadece okudum dersiniz ve bir fikriniz olur.”

Dünyaca ünlü Prison Break dizisinde kaçak bir mahkumu canlandıran oyuncu Dominic Purcell alışveriş yaparken bir bayanla karşılaşır. Bayan ona öyle bakmaktadır ki, ünlü oyuncu onu bir hayranı sanır. Ardından iki polis ünlü oyuncuya yaklaşıp, o bayan sizi bize şikayet etti, kaçak bir mahkum olduğunuzu sanıyor der. Polisler duruma gülmektedir. Bayana yaklaşıp durumu izah ederler ve suçlu sandığı kişinin aslında bir aktör olduğunu, bilindik bir dizide başrol oynadığını anlatırlar. Fakat bayan ısrarla ilan panosunda kaçak mahkum olarak bu kişiyi gördüğünü söylemektedir. Anlarlar ki bayan diziyi hiç izlememekle kalmayıp, ilan panosunda gördüğünün de bir dizi afişi olduğunu anlamamıştır.

Bir gün siz de yeni çıkmış bir Lamborghini Sian tanıtımı izlerseniz, örtü yavaş yavaş kaldırıldığında gördüğünüz rengi ve tasarımı daha sonra gözünüzü kapattığınızda dahi zihninizde defalarca canlandırabilirsiniz. Spor arabalar daha önce ilginizi çeksin çekmesin, bu gördüğünüz sizi etkiler ve tüm dikkatinizi ona verirsiniz.

Bazen bilmediğimiz konularda peşin hükümler veririz, önyargılarımız olur, anlamadan dinlemeden harekete geçebiliriz. Bazen de dikkatimizi vermediğimizde ve acele davrandığımızda ayrıntıları kaçırırız. Öte yandan;  incelediğimiz, dikkatimizi verdiğimiz, hayranlık duyduğumuz cisimler, insanlar, eşyalar, doğada gördüğümüz her şey hafızamızda yer eder. İyi bir gözlemci olmak her şeye değer. Kimisi çok konuşur, kimisi çok dinler ve kafasında her anı, her söylediğinizi özümseyerek olayları ve düşünceleri bir metne dönüştürebilir.

Eğer Dostoyevski de Olimposlu bir Tanrı olsaydı, belki kitaplarını gökyüzünden yeryüzüne birer anıt olarak şimşeklerle çakar, yüzyıllarca doğada muhafaza edilecek şekilde  onları yağmurla ıslatır beslerdi.

Bana kalırsa yazarın “Yer Altından Notlar” kitabı adeta “Altından Notlar” kıvamındadır. Varoluşçu felsefenin ilk romanı olarak kabul edilen bu kitapta yazarın ne kadar iyi bir gözlemci olduğunu; her bir cümlesini bir ileri, iki geri yaptığınızda daha iyi anlarsınız. İki bölümden oluşan bu kitapta, insanın kendisini sorgulayışı, değişik düşünceler arasında bocalayışı, başka insanları gözlemlemesi ve insanı eleştirmesi bu kadar mı derin olur. Evrende değişmeyen tek şey galiba insanın kendisini arayışıdır.

Bazı kitaplar kelebeğin ömrü kadar zamanda okunur, ya çok sadedir iz bırakır ya da çok basittir rafa kaldırılır. Bazısı da uzun zaman diliminde okunur, ya düşündürür ya da sadece okudum dersiniz ve bir fikriniz olur.Yeraltından notlar üzerine çok düşünülerek yazılmış onlarca cümleden oluşan kısa bir roman ama demlenmeden içilemeyen çay gibi. Bu gibi kitapları olgunlaştıkça, dönem dönem tekrar okuyarak bazı cümleleri daha iyi anlayabilir ya da başka anlamlar yükleyebiliriz.

Acaba on yıl sonra bu cümleye ne anlamlar yüklerdiniz: “Çünkü hepimiz hayatı yadırgamış durumdayız, her birimiz az ya da çok kusurluyuz. Öyle yadırgamışız ki zaman zaman gerçek, “canlı hayat”a karşı bir tiksinti duyuyoruz, bu yüzden bize hatırlatıldığında ona katlanamıyoruz. Öyle bir noktaya gelmişiz ki gerçek “canlı hayat”ı neredeyse bir uğraş, bir sorumluluk olarak görüyoruz. Ve bazen neden çırpınıyoruz, neden kapris yapıyoruz, neyi istiyoruz? ”

Diğer Yazılar