Homo Immutabilis

Homo Immutabilis

Kâmuran Şems yazdı:
“Homo İmmutabilis öyle bir tür ki statü ve mülkiyet oyunlarını oynamaya meraklı, market tarafından belirlenen tüketim kültürü ve pratiklerinin aciz birer kurbanı…”

Yaklaşık 4.5 milyar yıldır dönen gezegenimiz dünya ve pek çok canlı türü son günlerde insan denilen türden çok çekmekte. Ancak bu sütunda dünya ölçeğinden çıkılıp kendi ülkemizdeki gidişat mercek altına alınacak.

Yirmi birinci yüzyılın ikinci on yılını devirirken, merak ve hayretle izlediğim bir sorun var. Konuyla ilgili iddiamı sizlerle paylaşma cesaretini yeni buldum.

Yaşadığımız topraklarda, Homo Sapiens ’den farklı bir insan türü yaşadığını iddia ediyorum.

Evet, bu tür Homo İmmutabilis’tir.

Böyle bir iddia ortaya atmayı narsisizm gösteren bir yaklaşım olarak değerlendirebilirsiniz ama gelinen noktada, zihinde böylesine abartılı açılımlar doğabiliyor.

Söz konusu olan tür, tanımlanırken anatomik yapı saf dışı bırakılmış, davranış biçimi, eğilim, tepki veya tepkisizlik, değişmeme direnci, sağduyu yetersizliği, basiretsizlik (vizyonsuzluk) vb. esaslar temel alınmıştır.

Karakteristik özelliklerine gelecek olursak kısaca yırtıcı, tehlikeli ve tembel diyebiliriz.

Oysaki görünürde bir çoğu modayı takip eder, lüks arabalara biner, bazılarıysa ekonomik dar boğazdadır. Kimisi yüksekokul veya üniversite mezunudur kimisi okul görmemiştir. Bunlar, yurt genelinde ve her bölgede çok rastlanan bir türdür.

Belki de örnekler üzerinden gitmek daha açıklayıcı olacaktır.

Deniz kenarında günlük tur teknelerinde, demir aldıkları koylarda (hatırlatalım bu mekanlar kamu alanıdır) diğer sakinleri düşünmeden, aşırı ritmik ve yüksek desibelle  çalınan müzikler eşliğinde gürültü patırtı çıkararak eğlenenler. Aynı zamanda karaya çıkıp yedikleri, içtiklerinin artıklarını ulaşılması güç olan bu alanlara fütursuzca atıverenler. Akşam deniz ve çeşitli aktivitelerin sarhoşluğuyla, karaya göründüğünde inanılmaz işler başarmışçasına İzmir marşını söylemeyi ihmal etmeyenler.

Yine aynı duyarlılıkla Atatürk çıkartmalarını özenle arabalarının bir köşesine yapıştırıp, kırmızı ışıkta tam gazla geçenler. Yayayı görünce üstüne sürenler. Tek yönlü yolları çift yönlü kullananlar. Olmayacak yerlere park edip ortadan yok olanlar.

Süper pahalı spor bir araba kullanıp, markette poşetlerin satılmasından şikayet edenler. Bunlar bilmezler ki Almanya’da tam 15 yıl önce bu yöntem kullanılmaktadır. Herhalde sanayi devi bu adamların bir bildiği vardır.

Görevi olarak yapması gerekenleri yeni bir buluşmuş gibi görüp, iki yüz metrelik bir sokağın beş direğine kendi fotoğraflarını asan belediyeciler. ( Hiç bir siyasiyi tenzih etmiyorum)

Sosyal medya araçlarında mükemmel yazılar, fotoğraflar, alıntılar paylaşıp çok duyarlıymış gibi davranıp, mangalda kül bırakmayan ne var ki toplum yaşantısına gelince zavallı egosundan başka bir şey düşünemeyenler.

Her şeyi çok bilip, sokaklar acımasızca terkedilmiş hayvan kaynarken, hala daha evcil hayvan dükkanlarından veya çiftliklerinden cins hayvan peşinde koşanlar.

Büyük şirketler yönetip, hala daha geri dönüşümü kavrayamayanlar. Kuzey Avrupa ülkelerinde staja göndermek gerek böylelerini.

Fi tarihinde, o dönemki belediye başkanı tarafından traşlanan canım boğazın endemik bitkileri için sesini çıkarmayanlar, doğayı katledenlere alet olanlar ve soyları.

Listeyi uzatmaya gerek yok.

Homo İmmutabilis öyle bir tür ki statü ve mülkiyet oyunlarını oynamaya meraklı, market tarafından belirlenen tüketim kültürü ve pratiklerinin aciz birer kurbanı. Özgünlğün değerini bilmeyen, potansiyelini ve kapasitesini  çözümleyemeyen, değişimi-gelişmeyi kesinlikle kabullenmeyen (immutubalis Latince değişme becerisi olmayan anlamını taşır), ezber dışına çıkamayan, bildiğini okuyan, bilmediği desek  daha doğru olur, bu türü kurban olarak görmek çok büyük saflık olacaktır.

Hayvanları sevmez, korumaz, bitkiden anlamaz, öz eleştiri yapamadığı için eleştiriyi kaldıramaz ve nedense öz saygıyı çok fazlasıyla önemserler. Dünyanın merkezinde onlar vardır ve gerisi umurunda değildir. Dolaylı olarak bunlar kurban suretinde canilerdir.

Sürdürülebilirliğin ne olduğunu ve önemini anlamaz, modayı benzersiz kullandığına inanırken herkesin yürütüldüğü yolda olduğunun farkına varmaz.

Sanırım daha fazla konuyu derinleştiremeyeceğim çünkü ruhsal olarak yıpranıyor insan.

Özetle geldiğim kafa yapısı şudur; pozitif veya negatif her türlü ayrımcılığa karşı olmakla beraber Homo İmmutabilis’leri, sağduyulu, doğa, çocuk ve hayvan haklarını gönülden savunanlardan, kendi küçük dünyalarında uygarca yaşayan ve görevleri her ne ise en iyi şekilde yerine getirip, vicdanlı, sevgi dolu ve en önemlisi kendini kandırmayanlardan ayırıyorum.

Diğer Yazılar