Vicdan

Vicdan

Kâmuran Şems yazdı:
Çocukluğundan itibaren bir doğa aşığı olan Beatrix, göller bölgesindeki arazilerin ve çiftliklerin el değiştirmesi, belki de talan edilmesi tehlikesine karşı yaşamsal bir rol oynar…

Beatrix Potter, bilirsiniz ünlü İngiliz çocuk kitapları yazarı. Yirmiden fazla çocuk kitabı yazmış ve resimlemiş. Sabırla kitaplarının basılmasını beklemiş, sonrasında patentin ne kadar kritik olduğunu kavramış  ve gelirini korumuş.

Yaşadığı dönemde oldukça savaşım vermiş bir kadın. Bir yandan yazarlık diğer yandan sevdiği adamla evlenmek için. Ebeveyni evlenmek istediği kişiyi uygun bulmaz, çifte engel olur ve iki yıl beklemesini söyler. Bu sürede acımasız kader gençlere kötü bir oyun oynar ve Potter’ın nişanlısı lösemiye yenik düşüp, hayatını kaybeder.

Bu travmayı resimleri ve doğa sevgisi ile atlatır. Çağdaşı kadınlardan farklı olarak bir doğa hayranıdır ve çok sevdiği mantarların illüstrasyonları yapar, başarılı bir bilimsel illüstratör olur. Hatta mantarların üreme cisimciğinin nasıl çoğaldığı üzerine kendi teorisini geliştirir. Konuyla ilgili yazdığı makaleyi dünyanın en eski biyoloji topluluğu olan The Linnean Society’de sunmak ister. Ne var ki erkek egemenliği, alanında  ne kadar iyi olursa olsun, kadınlara bu dünyaya girme iznini henüz bahşetmemiştir.

Bu arada kızının her genç kadın gibi evli olmamasından ve kalıpların dışında yaşamasından dolayı annesinin mutsuzluğu günbegün artmaktadır.

Bu değişik kadının çok üstün bir insan ve eşsiz olmasının altında yatan sebep ise bambaşkadır.

Çocukluğundan itibaren bir doğa aşığı olan Beatrix, göller bölgesindeki arazilerin ve çiftliklerin el değiştirmesi, belki de talan edilmesi tehlikesine karşı yaşamsal bir rol oynar.

Vahşi arazi avcılarının karşısında, tamamen kendi geliriyle dimdik ayakta durur. Açgözlü arsa simsarlarını deli ederek yapılan ihalelerde, bölgedeki çiftlikleri birer birer toplar.  Bir çiftçiyle evlenir, yazarlığı bırakır ve soyu tükenmekte olan bir koyun türünü yetiştirmeye kendini adar.

Bu bölge hem yazarın anısına, hem de bir miras olarak İngilizlerin gözü gibi baktığı nasyonal park olur.

Bu gerçek hikaye beni çok etkiler. Bir kadının tutkusu olan yazmak ve çizmek ile kendini var etmesi başlı başına bir başarı öyküsü bittabi. Öte yandan mesele o bölgeyi koruma altına almaktansa, bir nevi dönüşüm için gözden çıkarmaya razı olan devlete karşı, tek başına mücadeleye girme cesareti bende derin bir iz bıraktı ve şu soruya saplandım.

Bu nasıl bir vicdandır?

Kısaca vicdan kişinin kendi edimlerini, yapıp etmelerini ahlaki yönden yargılama yetisi.

Yerleşik felsefe dilindeyse her insanda var olduğu düşünülen “ahlaki bilinç.”

Skolastik felsefe vicdanı, elbette,  her birimiz içinde bulunan tanrının sesi olarak görmüş. Felsefenin atalarından Sokrates, vicdanı daimonion, uyarıcı ses olarak görmüş.  Daimonion kelimesinin kökenine inecek olursak, antik Yunan dilinde tanrıdan daha az güçlü, doğaüstü bir varlık anlamını taşır.

Aydınlanmaysa rasyonel ve insanı merkez alan bir görüş ile meseleyi ele almış, insana özgü ussal bir yeti ya da ahlak duyusu olarak tanımlamış vicdanı.

Vicdanın doğuştan gelip gelmediği ise yani tanrı insanı vicdanla donatmış mı donatmamış mı sorusuysa ayrı bir tartışma konusu.

Dolaylı olarak çıkan sonuç, Betarix Potter’ın fikri hür, vicdanı hür , irfanı hür bir insan olduğu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün böyle nesiller yetiştirmek gerektiğini boşuna vurgulamamış.

Buradan günümüze gelirsek, yeşil alanların talan edilmesinin müsebbibi kimdir?

Ortada beraber işlenen bir cinayet vakası var.

Keşke iş işten geçmeden önce vicdanı hür, kuvvetli, varsıl en önemlisi basiretli bir “tür” vatandaşımız olsaymış.

Bari şimdilerde bu bilinç filizlense, toplumda köklense.

Ona da razıyım.

Diğer Yazılar