Deprem Sonrasıdır Yalnız Sağlam Binalar Ayakta Kalır*

Deprem Sonrasıdır Yalnız Sağlam Binalar Ayakta Kalır*

Süleyman Kalman yazdı:
Ben bu depremde hem cehennemi, hem ülkemi, hem halkımı, velhasıl bu dünyayı da öbür dünyayı da gördüm…

Biz çocukken, “Uzay 1999” diye bir dizi film vardı. İnsanlık uzayı fethetmiş, Ay’da üs kurmuştu. O yüzden 1999 yılı bize çok uzak bir hayal, uzayın fethedileceği bir düş gibi gelirdi.

Ancak, hiç gelmeyecekmiş gibi gözüken “99”, ülkemize tam bir felaketle geldi. Ne ay üssü alfa vardı ortalıkta, ne süper uzay araçları, ne de uzayda hayat.

1999’da bunları göremedik ama denetimsiz yapılaşmayı, kuralsız büyüyen şehirlerimizi, gözü para ve rant dışında bir şey görmeyen müteahhitlerimizi, lagarlığı, umursamazlığı, kaderciliği (tevekkül değil), kaderciliğin yol açtığı kadersizliği gördük.

17 Ağustos 1999’da, yerin dibinden gelen tuhaf bir gürültü ve sarsıntıyla uyandığımda bir hafta önce yitirdiğim hayatımdaki en önemli insanlardan birinin hüznü ve eksikliği vardı üzerimde ve ölüm daha tanıdık geliyordu artık bana.

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen o uğursuz kırk beş saniyenin ardından, telaşla ve kaygıyla kendimi evin dışına attığımda, kapkara bir dumanla kaplı gökyüzünü, evlerinden kaçıp birbirine sığınmış şaşkın, endişeli insanları gördüm. Daha önce deprem görmüş birinin “bu çok kötü bir şeydi, bu çok farklıydı,” dediğini duydum.

Sonra, gün ağarınca, felaketin gerçek yüzünü, tozu toprağı, yıkılmış binaları, yakınlarını arayanları, çığlıkları, haykırışları, çaresiz insanları, yaşadığına sevinemeyenleri, hüznün, korkunun ve kaygının ifadesiz bıraktığı yüzleri gördüm. Yakınlarını arayan insanları, onca yıkıntının arasından, onca molozun arasından bir umut onlara ulaşma gayretini, sonra sağdan soldan duydukları “orada değilmiş, çıkıp gitmiş” gibi gerçek olmayan sözlere inanma isteklerini gördüm.

Dayanışmayı, desteği de gördüm çaresiz ve yetersiz kalsa da… Ve bu coğrafyada devletin asker demek olduğunu, felakete ilk koşanın da yine asker olduğunu gördüm.

Felaketten kaçmaya çalışan yollara yığılı insanları, neredeyse üst üste binmiş arabaları, onları sıraya sokmaya çalışan eli sopalı kalabalığı, bu yıkımda, bu hengâmede evlerden bir şeyler aşırabilir miyiz diye bir anda akbaba gibi orada biten fırsatçıları, hırsızları gördüm, karşıda cayır cayır yanan Tüpraş’ı gördüm, her gün yetmiş iki bakire vaad edilen cennetinizi görmedim, belki de hiç görmeyeceğim ama bu dünyada “cehennemi” gördüm. Daha dün konuşup şakalaştığım kadın doğum uzmanının yanmış halini, birkaç saat önce telefonla konuştuğum, yitirdiğim yakınım için beni teselli etmeye çalışan arkadaşımın, enkazdan çıkarılışını, kaybolan ve hiç gerçekleşmeyecek hayallerini gördüm.

Sonra yeteneksiz, koltuk sevdalısı, suçu birbirinin üzerine atan siyasetçilerimizi gördüm.

Sonra, deprem gecesi Donanma’da “gâvur müziği “çalınıp, içki içildiği için deprem oldu diyen halkımızı, sonra “7.4 yetmedi mi “ diye pankart açan “dinibütün kızlarımız”ı gördüm, sonra kendileri deniz kıyısında tatil yaparken depremde ölenler için “vardır bir günahları” diye sallayan “soysuzlar”ı gördüm.

Ben bu depremde hem cehennemi, hem ülkemi, hem halkımı, velhasıl  bu dünyayı da öbür dünyayı da gördüm.

Aynı rant hırsının, aynı kuralsızlığın, aynı pervasızlığın artarak devamını, devlet onayıyla yapılan imar aflarını, torpille, rüşvetle verilen izinleri ve ruhsatları, “üzgün, güzel yurdumuzun” talanını, yağmalanmasını da,  hep birlikte izlemeye devam ediyoruz bugün.

Son not: N.ye ve tüm deprem şehitlerine saygıyla.

* Bir Cem Karaca Şarkısı

Diğer Yazılar