SES

SES

Kâmuran Şems yazdı:
Sizi bilmem ama ben ne zaman bir müzik festivaline gitsem gözlemim şu olmuştur. Irklar, inanışlar, kökenler, cinsiyetler, sınıfsal varoluşlar ortadan kalkar yerini birlikte ahenk ile kocaman renkli bir koro olmak alır. Herkes bir ağızdan haykırır, işte o an unutulmazdır.

Festival kelimesinin bir kaç anlamından mutluluğu, özgürlüğü, neşeyi çağrıştıran, şenlik hayati bir organizasyon olarak görülebilir mi?

Gençliğimde İstanbul’da yeni düzenlenmeye başlamış bir kaç müzik festivaline katılma şansım olmuştu. Etkilenmiştim ve çok eğlenmiştim elbette fakat gönlümde efsane Woodstock müzik ve sanat festivaline katılmış olmak yatar.

Bir çoklarına göre zavallı bir hippi çabası ya da basit bir rock müzik festivali olarak görünen bu hadisenin arkasında genç bir kuşağın müzik ile mevcut sisteme çağrısı nedense pek önemsenmez.  

O günlerde ABD ordusu Vietnam’dadır. Toplumun muhafazakârları tarafından bu operasyona destek oldukça fazladır. Bir çok genç Amerikalının yaşamını yitirmesinden ötürü sarsılan akranları insaniyetsiz buldukları bu politikaya karşı durmak, dahası barış için mücadele etmek adına bir festival düzenlerler.

Festival yağmura, çamura, korkunç trafiğe rağmen gerçekleşir.

Aşırı madde  tüketiminden dolayı bayılmalar ve bir ölü organizasyonun bir felaket olarak anılmasının en büyük sebebidir.

Elbette bu nahoş bir durum ama acımasızca eleştirmeden önce madalyonun iki yüzü olduğu gerçeğini akıllara getirmek her olaya farklı pencerelerden bakma inceliğini göstermeyi sağlayacaktır.

Bertol Brecht, sanatında görünenin arkasındaki gerçeği aramıştır. bu yazıda bu yol izlenecek.

Alışılagelmiş bir bakış açısından değerlendirildiğinde, müzik festivalleri marketin güçlü şirketleri tarafından finanse edilen basit birer eğlence aktivitesidir. Kimilerine göre sıradan,  basit ve katılmaya değer görülmeyen, kim kime dum duma  bir ortamdır. Bu etkinlikleri artık konvansiyonel bakış açısından kurtarmanın zamanı gelmiştir.

Kuşkusuz festival yeni bir olgu değil, yüzyıllar hatta binlerce yıl öncesinde de görülen bir örgütlenme. Bunlardan belki de en önemlisi ve hafızalara kazınmış olanı Antik Yunan Trajedisi.

Bu sanatsal olayın temelinde vatan bütünlüğünü korumak felsefesinin yattığını tezim içim araştırma yaparken öğrenmiştim. 

Devletin en başlıca yapıları, birer sosypolitik birim olan kabilelerin- şehir devletler-bir araya geldiği özel bir şölen türü olarak doğar.  

Nietzsche,  Tragedyanın Doğuşu adlı kitabında antik tiyatronun iki Yunan tanrısının, Apollon ve Dionysos,  zıtlığı üzerinden şekillendiğini vurgular.

Apollon Yunan bir tanrıdır. Dionysos’a gelince, o gemiyle ülkeye gelmiş bir yabancı, bir ötekidir. Aritoteles’e göre tragedya türünün kaynağı  dithyramboslardan yani Dionysos’a adanmış dans eşliğinde söylenen şarkılardır.

Yunan devletini oluşturan bu farklı yapıdaki kabileler her yıl Dionysos adına düzenlenen ve dört gün süren bu şenlikte, kimi zaman ilahiler söyleyerek kim zaman hiciv ve yapıcı eleştiriler yapan dramalar eşliğinde eğlenir ve dans ederlerdi.

İşin özüne bakarsak ,devlet tarafından bilinçli bir şekilde organize edilen  bu eğlence aktivitesi katılan tüm ülke halkının ortak bir ruhla eğlendiği bir gelenekti.

Vatanın bölünmezliği ve bütünlüğünü korumak adına, muhteşem ve ince bir zekayla oluşturulmuş hayati bir platformdu.

Burada kritik olan nokta platformun sanat, yeme ,içme ve eğlence  barındırması. Irki başkalıkları, değişik yaşam biçimleri, farklı kimlikleriyle şehir devletlerin ülkenin huzuru, refahı ve geleceği için birlikte eğlenmesi. Ne kadar hoş değil mi?

Bu perspektiften yazının başına, Woodstock konserine dönüp konuyu tekrar ele alırsak, Antik Yunan’ın yönetim sisteminde var olan festival kavramını çiçek çocukların kendi çabalarıyla yapmaya çalıştıklarını görebiliriz.

Çiçek çocuklar, o dönenim öteki çocukları, alternatif ya da marjinal bulunan yaşam biçimlerini, özgürlüğü ve barışı savunan düşüncelerini son derece naifçe, müzik, lirik ve dans aracılığıyla dile getirmek istediler ve bunu başardılar.

Onlar bu fevkalade buluşmada seslerini duyurdular. Woodstock genç, dinamik ve farklı genç kuşağın sesi oldu.

Sizi bilmem ama ben ne zaman bir müzik festivaline gitsem gözlemim şu olmuştur. Irklar, inanışlar, kökenler, cinsiyetler, sınıfsal varoluşlar ortadan kalkar yerini birlikte ahenk ile kocaman renkli bir koro olmak alır. Herkes bir ağızdan haykırır, işte o an unutulmazdır.

Ağustos ayına girmişken zaman makinesi bulsak da 15-18 Ağustos 1969 yılına ışınlansak, şöyle  gür bir ses duysak.

Diğer Yazılar