Aydınlanma Savaşımında Söylemin Önemi

Aydınlanma Savaşımında Söylemin Önemi

Günay Güner yazdı:
Aydınlanma tutarlı ideolojik söylem içinde yetkince anlatılabilir. Güçlü ve etkili kılınabilir. Diplomaside simgeler, “özel dil” nasıl önemiyse ve defalarca gözden geçirilerek oluşturulursa (en azından böyle yapılması gerekirse), ideolojik savaşım (mücadele) süreçlerinde de simgelerin, (her anlamda) dilin, söylemin kullanımında sapmalara yol açılmamalıdır. Çelişkiler, tutarsızlıklar ideolojilerin düşmanıdır…

Söylem en yalın anlamıyla “Bir düşünce biçiminin yazılı ve sözlü anlatımı” diye tanımlanır. Daha boyutlu bakışla söylem düşünsel atmosfer, ideoloji (bir anlamda ülkü), siyasal dizgedir. Dolayısıyla sözkonusu toplamın tutarlılığı gereklidir. Çelişki, iç çatışma kaldırmaz; güçsüzleşmeye, güven yitimine yol açar.

Aydınlanma savaşımı insanlık kalıtına, birikimine dayanır. Gücünü akçadan değil, evrensel yazın, ekin, tarih, bilim birikiminden alır. “Gerçek” özgürlük, eşitlik, barış, kardeşlik dünyasını kurmaktır tüm amacı. İlkelere karşıt yaklaşımlarla barışıklık olanaksızdır.

Günümüzde gerçekliğe ulaşmak, nesnenin çözümlemesini yapmak tarihte olmadığı kadar zordur. Kurt kuzu gibi, kuzu kurt gibi gözükebilmektedir. Kavramların içi boşaltılmış, giderek yaygın biçimde, asıl anlamlarının tersi anlamlar taşımaları sağlanmıştır.

Yaklaşık 1980’lere değin çelişki ve çatışmalar daha açık, kolay, yalın açıklanır durumdaydı; daha görünürdü.

Aydınlanma tutarlı ideolojik söylem içinde yetkince anlatılabilir. Güçlü ve etkili kılınabilir. Diplomaside simgeler, “özel dil” nasıl önemiyse ve defalarca gözden geçirilerek oluşturulursa (en azından böyle yapılması gerekirse), ideolojik savaşım (mücadele) süreçlerinde de simgelerin, (her anlamda) dilin, söylemin kullanımında sapmalara yol açılmamalıdır. Çelişkiler, tutarsızlıklar ideolojilerin düşmanıdır.

Bu bağlamda güncele gelelim:  

Ovacık’ta yaptığı çalışmalarla haklı bir çekicilik ve beğeni kazanan belediye başkanının, Tunceli’ye belediye başkanı seçilmesinin hemen ardından, “Belediye Meclisi Üyeleri oyladı, karar verdi” diyerek, yapacak başka iş kalmamış, her sorun halledilmiş, her şey gelmiş ilin adını değiştirmeye dayanmış gibi Tunceli adını kaldırıp Dersim adına çevirmesini nasıl anlamalı? Tunceli halkının size ilk iş, yerin adını değiştirmeniz için oy verdiğinden nasıl bu kadar eminsiniz? Halkın oyuna mı sundunuz? Öyle yapmış olsaydınız da oya sunulacak bir konu mudur? Tunceli adını koyan tarihsel yönetime ve değerlerine “meydan okuma” anlamına gelir. Adlar, sözcükler, kavramlar birer söylem unsurudur, güçlü simgedir. İnsanlar Tunceli dese ne olur, Dersim dese ne olur? İlk bakışta böyledir ve doğru gibi de gözükür ama gerçek başkadır, o kadar basit ve masum değildir. Gericiliğin kaleleri de bu değişimleri gönülden onaylar, kuşkusu olan var mı? Hedef cumhuriyetse, gerisi teferruat!    

Devrimler, değişimler yer adlarına yansır; tarihsel gerçektir. Bolşevik Devriminden sonra Petersburg Petersburg olarak kalmamış, Leningrad olmuştur. Günümüzde ise Bolşevizm karşıtları egemen olunca yeniden Petersburg’laşmıştır.

Ülkemizde halk kendi arasında konuşurken, dillendirirken eski adları kullanmayı sürdürür. Bu da bilinir ve yadsımayız, itirazımız olamaz. Ne ki ozanca, coşkulu bakışlarla (bu sözün küçültme amaçlı olmadığını bilmem belirtmeye gerek var mı), kolay kolay siyasal başarı, savaşım kazanılamaz. Bir an Türk Devriminin diplomatı olduğunuzu düşünün, nasıl davranmanız doğrudur? Simgelere, adlara…önem mi verirsiniz, yoksa boş mu verirsiniz? İzmir’e Smyrna denmek istense “Aman ne olacak, ne çıkar bundan” mı dersiniz?

Ayn el Arab’ın adı nasıl Kobani oldu?..

Bir başka örnek: Seçmenin, bıçak kemiğe dayandığından dolayı verdiği oylarla 806.000 farka ulaşarak Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasında emeği bulunan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun, yine her sorun çözülmüş gibi, PKK kıyım örgütçülerini de dile getirircesine bir “yaşam hakkı” savunusu sosu hazırlamasına ne demeli? Aynı parti bir yandan da HDP ile her anlamda akrabalık savlarını çürütmeye çalışıyor; bunu da unutmayalım lütfen. Peki, sorumuzu yineleyelim, bundan ne anlayacağız? Sayın Kaftancıoğlu, hekim kimliğiyle, önüne getirilen kıyımcıyı tedavi eder durumda olsa anlayacağız. Bildiğimiz kadarıyla böyle bir durum olmamıştır. Geçmişteki cikciklerini (twitlerini) sonuna kadar kullanan gerici basına yeni malzeme sunmuş olması da bir yana, zaman zaman iç hesaplaşmalara da girişen kıyımcılar, bir elinde kalaşnikof, bir elinde bomba bulunan tipler değil mi? Nedir bu canhıraş çığlıklar? İnsana işinize bakın, demezler mi? Bizim işimiz zaten bu, yanıtını verecekler ise neye ve nereye hizmet ettiklerine yeniden baksınlar. Sayın Canan Kaftancıoğlu’na kayınbabası Ümit Kaftancıoğlu’nun “Tüfekliler” adlı yapıtını okumasını salık veriyorum. O Ümit Kaftancıoğlu ki “Kemalist diktatörlüğün” köy enstitülerinde okuyarak, usta yazar-halkbilimci olmuştur. Kurşunlayıp öldüren kontrgerillacı faşist katiller ise maaşlarını, günümüzde “özgürlük ve insan hakları hamisi”, Ortadoğululardan, Kürtçü ayrılıkçılardan, kıyımcılardan “kara ordusu kuran” ABD’den alıyorlardı!

CHP yöneticilerinin, “Ak” adı çok manidar ilişkilerle tasarlanarak konmuş AKP için “Ak Parti” demelerinin söylemsel tutarsızlığına ise hiç girmeyelim. Demek ki canları bizcileyin yanmamaktadır.  

Kısacası aydınlanmacıların bir bölümünün kafası oldukça karışık ve bir an önce seçimlerini yapmaları, kararlarını vermeleri gerekiyor.

Diğer Yazılar