Karagöz-Hacivat Metaforunda Hekime Şiddet

Karagöz-Hacivat Metaforunda Hekime Şiddet

Süleyman Kalman yazdı:
Bir bakıma Cumhuriyet’le yaşadığımız aydınlanma hareketi biraz Hacivat’ken, eğitimsiz kitlelere “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” diyen siyasetçilerdir Karagöz’ün iplerini elinde tutan çok kısa bir sürenin ardından…

Bu toprakların tarihi, hikâyesi yüzyıllardır biraz da Karagöz’le Hacivat’ın dalaşmasında, çekişmesinde saklıdır.

Kentli, eğitimli, güzel konuşan (kimine göre ağdalı), belki de günümüzde “herkez” değil “herkes” demeyi önemseyen, dilbilgisi kurallarına uyan, bazılarına göre de kibirli, kendini beğenmiş, halktan kopuk Hacivat’la; patavatsız, dar görüşlü, dandun, her yaptığını doğru sanan, eleştiriye gelmeyen ve çoğunluktan aldığı güçle bilinçaltı veya bilinçsiz bir şımarıklığın yönlendirmesindeki Karagöz’ün hikayesidir yaşadığımız.

Sonuçta, Hacivat her muhabbete geldiğinde, her “sen söylesen, ben dinlesem” dediğinde Karagöz’den zılgıtı yemektedir.

Ta Kabakçı Mustafa, Patrona Halil isyanlarından, 31 Mart’a kadar pervasızca çıkar karşımıza Karagöz. Böbürlenmesi, kof özgüveni de hazırdır: “Ben halkım…”

Bir bakıma Cumhuriyet’le yaşadığımız aydınlanma hareketi biraz Hacivat’ken, eğitimsiz kitlelere “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” diyen siyasetçilerdir Karagöz’ün iplerini elinde tutan çok kısa bir sürenin ardından.

Ve gölge oyununun sonunda alay ettiği, züppe diye baktığı, eğitimini aşağıladığı Hacivat’a kafa-göz girişir Karagöz.

Gölge oyununu izleyen kalabalık, coşkuyla, bir nevi “oh, iyi oldu” tarzı bir intikam duygusuyla alkışlar Karagöz’ü.

Önceleri çekince ve saygı ile yaklaşılan, sonra birebir halkımızla en çok yüz yüze gelen meslek gruplarından olmasından dolayı, “dövülebilirliği” anlaşılan hekim ve sağlık çalışanlarına yaklaşım, Karagöz ve onu seyredip alkışlayanlar ya da ses çıkarmayanlar şeklindedir günümüzde.

Karagöz, Hacivat’a girişmekte, seyirci gizli-açık mutlu olmakta, seyirciden “hilafet” beklentisi içindeki siyasetçi ise zaten eğitimin erdemine değil, “cehaletin feraseti”ne inanmakta, perde arkasında gizli gizli el ovuşturmaktadır.

Ve şiddete uğradığında, bir şey, bir yaptırım olmadığı, bunun olabilirliği anlaşıldığından hekimler için gelecek pek de aydınlık gözükmemekte, perde her gün defalarca Karagöz’ün tokatları, çoğunluğun alkışları ya da sessiz onayı ile kapanmakta, bir türlü “sen söylesen, ben dinlesem” dileği gerçekleşmemektedir.

Diğer Yazılar