Savunmam!

Savunmam!

Veli Demir yazdı:
Sustuklarımızın ileride tarihe kara bir leke olarak geçeceğini tüm öğretmenler olarak biliyoruz.
Dolayısıyla; dilimizde, vicdanımızda bundan sonra da susmayacaktır.

Sayın Yargıç,

Sayın Avukatlar,

Değerli arkadaşlar,

Sizleri selamlıyorum;

Üç yıl önce yapılan bir açıklama için bu kadar süre beklenilmesini anlayabilmiş değilim. Açıklama, emperyalizm güdümündeki hain Fetö terör örgütünün anayasal kurumlara, meşru hükümete yaptığı darbeyi kınamak için yapılan bir açıklamadır.

Açıklama hükümet edenlerin can güvenliği nedeniyle ortada gözükmediği Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve Sayın Bakanların ortada gözükmediği, bazı yandaş yapıların “darbe başarılı olur” diye sindiği ve çekimser kaldığı bir zaman diliminde yapılmıştır.

Hiçbir koruması, silahlı bir gücü olmayan Veli Demir, on binlerce yurtsever, devrimci, demokrat ve Atatürkçü öğretmenden, emekçilerden aldığı cesaretle alçak saldırıyı kınamış, anayasal kurumları savunmuştur.

Bizim için Menemendeki devrimin yiğit evladı Kubilay’a saldıran gerici Derviş Mehmet neyse emperyalizmin güdümündeki terör örgütü Fetö’de odur.

İddia makamı yapılan açıklamayı amacından ve özünden ayıklayarak, cımbızlayarak suç yaratma peşine düşmüştür.

Aslında sayın savcı nafile peşindedir.

Açıklamadan suç unsuru yaratmak ölüden gözyaşı beklemekten daha zordur.

Eğer bu mahkemelerde, Türkiye’nin en yurtsever, en devrimci, en muhalif örgütü Eğitim-İş susturulmak isteniyorsa bu da nafiledir.

Eğitim-İş yurtsever öğretmenin çelikleşmiş iradesini temsil etmektedir.

Bolu beyine karşı Köroğlu, Kuyucu Murat’a karşı Pir Sultan’dır Eğitim-İş.

Elbette ki gerici, emperyalist darbede siyasal iktidarın kusurlarını, etkilerini söyleyecektir Eğitim-İş.

Dün terör örgütü Fetö’nün sınav yolsuzluklarını mahkemelere nasıl taşımışsa bundan sonra da diğer cemaat ve tarikatların Cumhuriyetin eğitim sistemine saldırılarına karşı kendisini siper edecektir Eğitim-İş.

Dün siyasal iktidarın desteğiyle şarlatan terörist başı Fethullah’ın kitapları okula girerken, durdurulması için nasıl mücadele ettiyse, bugün de yine korumasız yoksul halk çocuklarını yurtlarında yakan, tarikat evlerinde ırzına geçen vicdansızlarla mücadele edecektir Eğitim-İş.

Elbette ki tarihin gördüğü en acımasız hain darbeyi kınarken bu hainlerle işbirliği ve ortaklık yapanları da deşifre edecektir Eğitim-İş.

Elbette ki ’’ne istediler de vermedik’’ diyerek toplumu kuşatan ve teslim alan hain terör örgütüne zemin hazırlayanları da anlatacaktır Eğitim-İş.

Elbette ki kamunun mallarını, stadyumlarını, bu hainlere peşkeş çekenlere sözü olacaktır Eğitim-İş’in.

Elbette ki Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyetin kurucu ayarlarını bozarak, hain terör örgütü Fetö’ye zemin hazırlayanları uyaracaktır Eğitim-İş.

Elbette ki darbeye ve darbecilere karşı tarihsel karşıtlığımızı ortaya koyduğumuz açıklamamızda siyasi sorumluluğu da ilgililere hatırlatacaktır Eğitim-İş,

Elbette ki 12 Eylül darbesi ve 28 Şubat sonrası tanzim edilen bu siyasi yapılanmaya ve bu siyasal yapılanmaların devleti Fetö’nün kucağına attığını, bıraktığını söyleyecektir Eğitim-İş. Elbette ki devletin tüm anahtarlarının Fetö’ye teslim edildiği, adliyelerinin neredeyse tamamen kuşatıldığı 12 Eylül 2010 referandumunu her yönüyle halkımıza anlatacaktır Eğitim-İş.

Elbette ki anayasal güvencesi olan, anayasanın koruma altında olan Devrim yasası Tevhid-i Tedrisat yok edilip yerine eğitim sistemini orta çağ karanlığına götüren, kamuoyunda ‘’4+4+4 yasası’’ şeklinde bilinen ucube yasayı eleştirecektir Eğitim-İş.

Elbette ki bizim gibi, benim gibi yoksul Anadolu çocuklarının öğretmen, yargıç, bakan, cumhurbaşkanı yapan, parasız laik-demokratik ve kamusal eğitim sistemine saldırılara karşı kendini siper edecektir Eğitim-İş.

Elbette ki bir öğretmen olarak sokaklarda kimsesiz, adeta heder edilen Suriyeli çocukları ve bunların bu hale gelmesine sebep olan, Mustafa Kemal’in ‘’Yurtta barış, dünyada barış’’ politikasından uzaklaşılarak, neo-Osmancılığı ve bu politikalarını eleştirecektir Eğitim-İş.

Elbette ki Mustafa Kemal’in ulus ve ülke tanımını yok sayan etnik ve mezhepçi politikaları öne çıkaran anlayışlarını kınayacaktır Eğitim-İş.

Çünkü Eğitim İş’e göre; Mustafa Kemal’in ülke ve ulus tanımı esastır ve Eğitim-İş’i bağlar. Mustafa Kemal’e göre; ’’ Misak-ı Milli sınırları içindeki topraklara Türkiye, burada yaşayanların ahaliye de Türk ulusu’’ denir.

Elbette ki Mustafa Kemal’in devrimlerine, saldıranlara sessiz kalamaz Eğitim-İş.

Sessiz kalmadığı gibi Cumhuriyete, devrimlere ve onun değerlerine saldırmaya da kimsenin hakkı ve haddi olmadığını hatırlatır Eğitim-İş.

Elbette ki ülkemizin 65.000 okulunun liyakatsiz, ehliyetsiz kişilerce yönetilerek adeta yeni Fetöler yaratılmasına itiraz edecektir Eğitim-İş.

Okullardan bilimin, sporun, sanatın kapı dışarı edilerek buraların neredeyse medreseye dönüştürülmesine tabi ki itiraz edecektir Eğitim-İş.

Demokratik-laik cumhuriyeti, barışı, demokrasiyi, kardeşliği ve tabii ki Mustafa Kemal’i ne pahasına olursa olsun savunacaktır Eğitim-İş.

Çünkü bu değerler Eğitim-İş’in künyesine kazınmıştır.

Eğitim-İş mirasyedi olamaz, mirasımıza ihanet edemeyiz.

Ömrümüz devleti adeta ele geçiren vicdansız Fetö’yle mücadeleyle geçmiştir.

14 yıllık Eğitim-İş tarihi bunlarla doludur.

Hain darbe girişimini demokrasiye suikast olarak nitelendirdik.

Dolayısıyla bu somut olayda iddia edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini aşağılama fiili asla yoktur.

Bu iddia Eğitim-İş’e aslında bir hakarettir.

TCK’nin 301. maddesinin son fıkrasında altı çizildiği üzere ortada eleştiri amacıyla yapılan düşünce, sosyolojik tespitler vardır.

İddia edildiğinin tersine açıklamamız, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini aşağılamak bir yana, hain terör örgütünün ‘’devirme’’ girişimine en üst perdeden meydan okuma, tavır koymadır. Elbette ki Eğitim-İş şark kurnazlığı yapmayacaktır.

Susmayacaktır.

Susmamanın bir bedeli olduğunu Eğitim-İş bilmektedir.

Susmamak bir sorumluluk yüklenmeyi gerektirmektedir.

Sustuklarımızın ileride tarihe kara bir leke olarak geçeceğini tüm öğretmenler olarak biliyoruz.

Dolayısıyla; dilimiz de, vicdanımız da bundan sonra da susmayacaktır.

Burada söylediklerimiz, bugün olmasa bile kırk elli yıl sonra halkımız tarafından saygıyla özlemle anılacak, iyi ki Eğitim-iş var, iyi ki Eğitim-iş’in binlerce yurtsever, demokrat eğitimcisi varmış diyeceklerdir.

Elbette ki bu mahkemelerde yargılanmak bizler için apolet olacak, geleceğimize bıraktığımız onurlu bir miras olarak sonraki nesillere kalacaktır.

Bu mahkemeler ve bu mahkemelerde yaşananlar Eğitim-İş’i mücadeleye daha fazla itecektir.

Tüm savunmam bundan ibarettir.

Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.

Açıklamayı eleştiri mahiyetinde yaptım.

Ulusal ve uluslararası hukukta, AHİM’de de söylediklerimiz kesinlikle suç değildir, yaptığımız demokratik bir eleştiridir. Devleti yönetenler eleştirilere açık olmalıdır.

Bu nedenle öncelikle beraatımı isterim, hakkımda ceza verilecek olması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini İSTEMİYORUM.  Mahkemenizde beraat etmezsem tarih bizi beraat ettirecektir.

NOT-1 Dava sonucunda 6 ay ceza verilmiştir. Ceza iyi halden bir ay indirilmiş ve bir yıl ertelenmiştir. Tarafımızca bu dava sonucu temize götürülmüştür.

NOT-2:  15 TEMMUZ 2016 darbe girişimi sonrasında Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı olarak yaptığım bu açıklamadan dolayı 3 yıl sonra dava açıldı:

İLERİ DEMOKRASİ SÖYLEMİ İLE ÜLKEYİ FAŞİZAN BİR ŞEKİLDE YÖNETENLER, ORTAĞINIZ OLAN DARBECİLERİNİZİ DE ALINIZ VE GİDİNİZ!

15 Temmuz gecesi yaşanan ve uzun süre nedeni anlaşılamayan! saldırıların bir darbe girişimi olduğu öğrenilmiştir, darbe girişimini şiddetle kınıyoruz.

Bizler Atatürk Cumhuriyetinin tam bağımsızlıktan, tam demokrasiden ve özgürlükten yana eğitim emekçileri olarak akıldan ve izandan yoksun olayları ve darbe girişimini kınıyor, tepki ile karşılıyoruz.

Hangi gerekçe ile kökü nerede ve amacı ne olursa olsun anti demokratik ve cuntacı anlayışların karşısında olduğumuzun bilinmesini isteriz.

Kendisi de bir darbe ürünü olan, tarihimizin en ırkçı, gerici, bölücü neo-Osmanlıcı hükümetiyle iş kolumuzdaki eğitim emekçilerinin hakkını, hukukunu ve ekmeğini korurken neredeyse her gün karşı karşıya gelmemiz bile bir darbe girişimini hoş karşılamamızı sağlayamaz.

Yaşanan olumlu olumsuz her türlü olayı kendi lehine çevirmeyi -muhalefetin de katkısı ile-başaran darbeci faşizan hükümete de buradan bir kez daha sesleniyoruz. Ülkeye demokrasi gelecekse, darbeler engellenecekse, bunun yolu dini değerleri kullanarak, gece yarılarından sonra sabaha kadar defalarca okunan salalarla olmayacaktır. Demokrasinin, yegâne teminatı; hukukun, demokrasinin egemen olduğu, halkımızın, işçi ve emekçilerin insanca yaşam koşullarına ulaştıkları, özgür, laik ve uygar bir toplum olmayı başarmaktır. Ayrıca Örgütümüze bağlı tüm üye ve yöneticilerin provokasyona neden olabilecek açıklama, tavır ve davranıştan uzak durmaları önem arz etmektedir. Kamuoyuna duyurulur.

Diğer Yazılar