Ben, Sen, 0, Biz, Siz, Onlar, Fenomenler Falan, Festeksiz

Ben, Sen, 0, Biz, Siz, Onlar, Fenomenler  Falan, Festeksiz

Kâmuran Şems yazdı:
Kendinden kaçmak yerine kendine tutunmak, moda delisi olmak yerine evladiyelik ve klasik kıyafetlere yer veren bir gardırop oluşturmak, taklit etmekten ziyade özgün olmak, sorunları uzmanlara danışarak çözümlemek ve gerçekten aziz modelleri benimsemek, başkalarının hayatını arzulamak yerine kendi arzularına göre hayatı kurgulamak, takip edilen fenomenlerin eşyalarına sahip olmak ve onların önerdiği her şeyi kabullenmek yerine bir kaşif olmak benliklerin nefes almasını sağlayacaktır.

Desiderius Erasmus, Shakespeare’den yaklaşık yüz yıl önce doğmuş, yaşam ve tiyatro analojisini ondan önce kurmuştur ve şöyle der:

“O halde ölümlülerin bütün yaşamı bir çeşit masaldan başka nedir, birilerinin maskelerini takarak sahneye çıktığı, yönetmenin sahneyi terk etmelerini emrettiği ana kadar herkesin kendine düşen rolü oynadığı bir çeşit masaldan?” 

Biz ölümlüler dünyaya öznel bir Ben olarak geliriz. Bu ben kendiliğinden, içeriden yaratıcı bir tabiattır.

Zamanla kendini kavramaya yönelen bu “ben”cik ötekilere karşı organize tutumları ifade eden, toplum ile bağ kurmaya sağlayan, diğer insanların gözüyle kendilerine bakıp, daha toplumsal ve belirlenmiş beni/bana dönüşür.

Sosyolojide bu iki evre benlik kavramını oluşturur.

Geogre Herbert Mead’e göre “insan toplumunu kendine özgü bir şekilde yaratan şey, benliktir.”

Toplumların oluşmasının çok derinlerine inilirse tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar klişesi hatırlanabilir elbette ama biz okyanusu geçip derede boğulmayalım noktasındayız.

Benlik nasıl gelişir? Esas soru budur?

Çocuk ötekilerinin rolünü/rollerini üstlenme yeteneğine erişir böylece benlik iletişim ve semboller üzerinden gelişir. Bu çok kritik bir konudur. Maskeler devreye girmiştir artık. Üstüne üstlük bir nesne olarak kendisine yönelik düşünce ve duyguların toplamı bilinçaltının kara kutularına yerleşmiştir.

Başkalarının gözünden kendini değerlendirirken aynı anda kendisine yönelik düşünce ve duygularının toplamını kendisini kavramakta kullanır. (Morris Rosenberg, Conceiving the Self)

İlk bakışta oldukça karmaşık algılanabilecek “kendini kavrama” evresi aslında çok basit. Örneğin bir bireyin,  kendini toplumsal bakımından bir gruba veya satatüye ait hissetmesi—siyah olmak, çingene olmak, kadın olmak,  beyaz yakalı olmak,vb.— toplumsal kimlikleri oluşturur.

Bireyin kendini ait hissettiği siyah olma, kadın olma gibi hareket etme eğilimleri mizaçlarıanlatır.

Toplumsal kimlikler ve mizaçlar arasındaki ilişki benliğin yapısını ortaya koyar. Anlatması kolay olan Benliğin hayatta işi çok zordur çünkü mevcut benlik [kendimizi neye benzettiğimiz],  arzulanan benlik [nasıl olmak istediğimiz], dışa yansıyan benlik [verili bir durumda kendimizi ortaya koyuş şeklimiz] olarak parçalanmıştır.

İki ayna arasında kalmış görüntüsünün sonsuz yansımalarında hangi ben-liğin gerçek olduğu meçhuldür artık.

Zavallı benlik ne yazık ki kendini kimi zaman derinden gelen dalgalarla sınırlandırır. Örneğin aşağılanan kökenlerinden utanır ya da hayranlık duyulan köklerinden böbürlenir. Sınırlamalar son derece yüzeysel de olabilir. Gelip geçen moda kıyafetlerinden gurur duyar, oysa ki bir moda kurbanıdır.  

Bazen kimselerin ulaşamayacağı bir koleksiyon sahibine uyarlanır benlik, biriktirdiği nesnelerdir artık o.

Sınırların kıskacında olan pek çok benlik günümüzde pazarın en tutkulu aktörüdür. Kapitalist düzenin onlara sunduğu malları, hayat tarzlarını şuursuzca tüketme rolünü benimsemiş oscarlık performanslar sergilemektedir. Sosyal medya benliklerini takip ederek var olmak gibi tuhaf bir tufana kapılmıştır.

Peki bu sosyal medya şahsiyetleri kimlerdir?

İngilizce meali “influencer—etkileyen, değiştiren kişi olan bu şahıslar insan davranışlarını yönlendirme etkisine sahip, çoğunlukla, amatörlerdir.  Sosyal medya öncesinde  geleneksel medya aracılığıyla insan davranışlarını etkileme gücüne sahip medyatik kişilerin yerini alan yeni kuşak pazarlama araçlarıdır. 

Takip edilme sayısı arttıkça markaların kullandığı birer ajana dönüşürler.

İzleyici, sıradan bir bireyin yavaş yavaş yükselişine tanık olurken onun yükselmesinde aktif rol almaktan hoşnut bir bağlanmışlık duygusu yaşar.

Bu yüzdendir ki uzman amatörler ünlü uzmanlarla karşılaştırıldığında daha etkileyicidirler. Keza markaların ürün yerleştirme uygulamasında daha verimli birer yatırım aracı oldukları saptanmış, fotoğrafları ve videoları adeta reklam kampanyalarına dönmüştür.

Şimdi işin en zevkli kısmına geldik.

Acaba bunca benlik  S. M. F. lerine neden böylesine bir bağımlılık geliştirmiştir?

Cevap kaçış, modayı yakalama, taklit etme, modelleme, arzulama, özel eşyalara sahip olma eylemlerinde bulunabilir. Bu maddeleri teker teker açmaya gerek yok zira kelimler durumu yeterince iyi özetliyor.

Burada tabiatıyla şu sorular akla gelmez mi?

Mesela bebek gibi konuşan genç bir kadının neden yüzbinlerce takipçisi oalabiliyor?

Ne kadarının otantik, ne kadarının sahte olduğu bilinmeyen, birer  tanıtım parçasına dönüşen yüzler sinsi bir kısıtlamanın maskeleri değil midir?

Kendini bütün bu sınırlamalardan kurtaran ve hakiki mutluluğa erişen kaç benlik vardır şu yeryüzünde?

Deliliğe Övgü adlı eserde harikulade bir yanıt yatmaktadır. “Sonuçta insan kendi gibi olmak istediğinde mutluluğun asıl özünü yakalar; şu benim yandaşım Kendini Beğenmişlik, hiç kimsenin kendi güzelliğinden bıkmamasını sağlayarak bu işi kolaylaştırır, hiç kimsenin kendi zekasından, hiç kimsenin kendi soyundan, hiç kimsenin kendi konumundan, hiç kimsenin kendi yaşam biçiminden ve hiç kimsenin kendi vatanından bıkmamasını sağlayarak.”

Hatırlatmak isterim, Erasmus Baba’nın bu kitabı 1511 yılında yayımlanmıştır. Günümüz benlik karmaşasını belli ki 500 yıl önce görmüştür özetle vardığımız sonuç şudur.

Kendinden kaçmak yerine kendine tutunmak, moda delisi olmak yerine evladiyelik ve klasik kıyafetlere yer veren bir gardırop oluşturmak, taklit etmekten ziyade özgün olmak,  sorunları uzmanlara danışarak çözümlemek ve gerçekten aziz modelleri benimsemek, başkalarının hayatını arzulamak yerine kendi arzularına göre hayatı kurgulamak, takip edilen fenomenlerin eşyalarına sahip olmak ve onların önerdiği her şeyi kabullenmek yerine bir kaşif olmak benliklerin nefes almasını sağlayacaktır. 

Eğer çocuğunuz size herkesin yaptığı şeyleri yapmak istemiyorum diyor ve değişik bir alternatif ile geliyorsa mutluluktan havalara uçup ona istediğini vermek onun için harika bir başlangıç noktası olacaktır. Bu vesile ile siz de çocukluk dünyanıza geri dönüp,  kendiliğinden ve içeriden gelen seslere kulak vererek süper bir çıkış noktası yakalayabilirsiniz.

Ayrıca bu geri dönüş illa çocuk sahibi olmayı gerektirmez.

Dönüşü olmayan bir yola girildiyse şayet  bir cep bulup geri dönülür hepsi  bu.

Diğer Yazılar