Türkiye Sürgününde İki Farklı Devrimci

Türkiye Sürgününde İki Farklı Devrimci

Süleymam Kalman yazdı:
Troçki sömürü karşıtı, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin uyanması ve sürekli devrim yolunda mesajlar verirken, Humeyni’nin derdi ve ilgi alanı ise çok farklı olmuştur…

Leon Davidoviç Troçki, Ekim 1917 Bolşevik Devrimi’nin Lenin’den sonraki ikinci ismi. Rusya adına 1.Dünya Savaşı’nı bitiren Brest-Litovsk anlaşmasını imzalamış, Kızılordu’yu kurmuş, iç savaşta binlerce kişinin kırımından sorumlu tutulmuştur.

Lenin’in 1924’te ölmesinden sonra Stalin ile giriştiği iktidar mücadelesini kaybetmiş, 1927’de Orta Asya’ya sürgüne gönderilip, ekibi dağıtılmış, gelgelelim onun hala çok etkili olduğunu ve sürgün treninin önüne yatacak denli tutkulu taraftarları olduğunu gören Stalin tarafından ülke dışına gönderilmesine karar verilmiştir.

Bu minvalde hiçbir Batılı ülkenin siyasi mülteci olarak almaya cesaret edemediği Troçki’yi genç Türkiye Cumhuriyeti kabul etmiş, 1929’dan, 1933’e değin onun kılına bile zarar gelmeden muhafazasını sağlamıştır.

Troçki, kısa bir süre Şişli’de bir konakta, ardından da daha izole ve korunabilir olduğu için Büyükada’da konuk edilerek, ailesi ve yardımcılarıyla özenle ağırlanmıştır.

Bu süreçte Troçki, sosyalizmi bir bürokrasi diktatörlüğüne dönüştüren (George Orwel’in Hayvan Çiftliği romanı ile nazire yaptığı) Stalin yönetimiyle mücadelesini sürdürmüş, onun devrimi sağa saptırdığı vurgusuyla, Marksist-Leninist öze döndürme çabalarını ihmal etmemiştir.

Türkiye, hem Sovyetler Birliği ile ilişkilerini zedelemeyen, hem de pek kimsenin istemediği bir mülteciye kapı açan ülke olarak dış politikada başarılı bir sınav vermiştir.

Mustafa Kemal Paşa, bu “ağır” misafiri kabul ederken, dışişleri bakanı Tevfik Rüştü Aras’a özellikle şu noktayı belirtmiştir:

Türkiye Cumhuriyeti toprakları Sovyetler Birliği’nin hapishanesi değildir. Troçki topraklarımızda yalnız Türk kanunları çerçevesi içinde ve serbest yaşar. Bunu bilsinler.”

Troçki’nin Türkiye’de bulunduğu dönemde Stalin, iktidarını berkiterek, diğer siyasi rakiplerini bazen yanına çekerek, bazen birbirine düşürerek bertaraf etmiş; kurşuna dizmeler, Sibirya sürgünleri, gizli servis (GPU) zindanlarında kaybolmalar(!), intiharlar gırla gitmiştir.

Troçki ne denli ihtimamla misafir edilirse edilsin, büyük kaygılarına, korkularına hatta paranoyalarına karşın Avrupa’da daha çok nüfuz edebileceği, daha çok sesini duyurabileceği hepsinden öte toplumsal bir taban bulabileceği bir ülkeye gitmek istemektedir ısrarla. Misal, komünist partinin çok yüksek oy aldığı Almanya’da daha münbit bir ortamın kendisini beklediği düşünmekte ama Hitler’in partisinin yükselişinden de endişe duymaktadır.

Bununla birlikte, Türkiye’de bulunduğu dönemde politik faaliyetlerinden geri kalmamış, çeşitli ülkelerin komünist parti yöneticileriyle görüşmüş, Avrupa’da birçok dergi ve gazeteye makaleler yazmış, “Sürekli Devrim” ideolojinin propagandasını yapmıştır.

Troçki, Türkiye’de üretmeyi sürdürerek, “Tahrif Edilen İhtilal”, “Lenin Hatıraları”, “Hayatım” kitaplarını yazmıştır. Bazı kaynaklara göre de ünlü “Sürekli Devrim” kitabını da Türkiye’de yazmıştır.

Dört yılı aşan süreçte Sovyet ajanları başta olmak üzere çeşitli ülkelerin casusları ve Milli Emniyet mensupları arasındaki sessiz mücadele, 1933’te Troçki’nin uzun uğraşlar sonucunda kendisini Fransa’ya kabul ettirmesi ile son bulur ve ülkemizden ayrılır.

Ancak, Norveç’i de içeren kısa ve huzursuz konukluklardan sonra Meksika’ya geçen Troçki, burada 20 Ağustos 1940’da Stalin’in bir ajanı tarafından başına balta ile vurulmak suretiyle öldürülmüş, doğru ve yanlışlarıyla bu dünyayı terk etmiş ancak izleri ve etkisi günümüze değin süregelmiştir.

Kaybetmiş Troçki’ye karşı başarılı bir devrimci olarak kurduğu düzen hala işleyen Ayetullah Humeyni’de on beş yıl süren sürgün yaşamının ilk bir yılını ülkemizde geçirmiştir.

Önce Ankara, sonra da Bursa’ya getirilen Humeyni, çevresinde Şah Pehlevi’nin istihbarat personeli (SAVAK) olmak suretiyle, Bursa Çekirge’de kalmış, güvenliğini de MİT sağlamıştır.

Vaktini fetvalarını yazmaya ayırdığı söylenen Humeyni, bazı kaynaklara göre Türkiye’de halk tarafından çok sevilmiş ve hatta bir gün istek üzerine Bursa Ulu Camii’de vaaz vermiş, bazı kaynaklara göre kılık kıyafeti dolayısıyla İstanbul’da Florya plajında yuhalanmış, yine farklı kaynaklara göre propagandasının etkisi yüzünden Şah’ın isteği ile kimine göre de Türk hükümetinin onun halk üzerindeki etkisinden kaygılanması dolayısıyla ülkeden çıkarılmış, önce Irak’a sonra Fransa’ya gitmiştir.

Tıpkı Troçki gibi o da Türkiye’de davasını anlatan kitaplar yazmıştır. Ünlü Küçük Yeşil Kitap’ını Türkiye’de yazdığı söylenir.

Ancak, Troçki sömürü karşıtı, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin uyanması ve sürekli devrim yolunda mesajlar verirken, Humeyni’nin derdi ve ilgi alanı ise çok farklı olmuştur.

İslam hukukunun Şia yorumuna göre gündelik hayatı yazdığı iddia edilen kitabında Humeyni, alkolün haram olduğunu ama esrar ve afyonun haram olmadığını savunmuş, İslam’ın yüzyıllardır halledemediği Ramazan’da orucun nasıl bozulacağı konusunu anlatmış ve en önemlisi, en merak edileni, cinsel ilişki türleri, eşcinsel ve hayvanlarla cinsel ilişki, bu durumlarda ne zaman gusül alınmalı vs. gibi çok mühim (!) konulara açıklıklar getirmiş, bu açıklamalar da okuyanların ağzını açık bırakmıştır.

Neticede dünyanın, hayatın adaleti çok farklı, çok beklenmedik işliyor genellikle. Buna da kaderin cilvesi deniyor herhalde.

Humeyni, 1979’da İran’a devrimin muzaffer lideri olarak döner ve ölene kadar da dini lider olarak kutsal bir mertebede yaşar ve hem onun hem de devriminin mevcudiyeti günümüze kadar devam eder.

Öte yandan eşitlik, adalet, sömürüye son, ezilenlerin kardeşliği gibi ilkelerle ortaya çıkan bir devrim için birbirini tüketenlerin kurduğu düzen ise 1990’ların başlarında tuzla buz olur.   

Diğer Yazılar