SETA, Beka, Fiş – Bu Ne İş?

SETA, Beka, Fiş – Bu Ne İş?

Günay Güner yazdı:
Usu olanlar bilirler, ordu, ast üst ilişkisine, sıkı ve sarsılmaz kurallara dayanan kurumdur. Oysa günümüzde SETA’larla, SADAT’larla yasaklar koyanlar, gazetecileri, akademisyenleri, kamu çalışanlarını fişleyenler sözde demokrasinin, “sivil” yaşamın kurumlarıdır!

Daha birkaç gün önceye kadar “beka” aşağı, “beka” yukarı laflarından geçilmezken, gündemi bir anda, kırp diye başka işler kapladı. İstanbul “zulüm” havaalanı yapımı bahanesiyle 13 milyon ağaca, ormana kıyıldığı yetmezmiş gibi ODTÜ’de yeniden ağaçlar kesilmeye başlandı. Polis şiddeti, kimyasal sayılan biber gazı saldırısı aldı yürüdü. Ve daha bir sürü kepazelik… Sıralamaya kalksak, başlığımızı yazmaya sıra gelmez. Japonya G 20’sinde Trump’ın alaycılığı ve bu küstahlığın karşılıksız kalması, yüzyılın buluşu “kadın üniversitesi”… Evlere şenlik, dünyada yüz akımız ODTÜ’ye biber gazsız, copsuz girmeyenler, Japonun kadın üniversitesine hayran kalmakta!

Tam da “artık başka ne olabilir ki en azından bir süre dingin kalınabilir” derken, fişleme rezilliğiyle gözümüzü açtık. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) diye bir kuruluş, gazetecileri ad ad belirterek, haklarında hükümet karşıtlıkları üzerinden hükümler vermis, rapor adını verdiği bir tomarda bir araya getirmiş. Üslup ise gazetecilik ilkelerini, halkın haklarını savunmayı siyasilik yaftasıyla hedefe koymak üslubu… Kışkırtıcı, hedef gösteren, saldıran, hukuksuz, haksız, aymazca…

Baskıcı yönetimlerin uygulamasıdır bu. Her kesimden, her alandan insanları açık ya da örtülü kayıtlamak, fişlemek. İktidarlarını korumak için ilk saldıracakları insanlar da bu fişlenenler olur. Tıpkı geçmişte Aziz Nesinlere, Rıfat Ilgazlara, Nâzım Hikmetlere, Sabahattin Alilere… yapıldığı gibi. Sağ siyaset ülkeye ve ülkelere sürekli yıkım getirmiştir. Kimse günümüzde sağ sol kalmadığını dayanaksızca ortaya atmaya çabalamasın, öyle hesabı ödemeden kaçmak, kolay kurtulmak yok.

Genellikle siyasilerde, bürokrat takımında şöyle bir sahtelik daha vardır: Bir tabela kuruluşu kur, tabelanın bilmem nesi diye kartına sanlar yaz… Bu her yanı kuşku uyandıran, uyandırmak ne söz kuşkudan geçilmeyen SETA da böyle bir sözde kuruluş. Türkiye’nin aslan parçaları FETÖ’yle mücadele ediyorlar ya, bu SETA için FETÖ ve CIA yan kuruluşu dense yeridir. Hani FETÖ yanı sıra bir sö z daha var dolaşımda: Dış mihrak! Alın size dış mihrak diyeceğiz ya içerisindeki adlar etkili, yetkili, kerli ferli, yerli… (Bakınız, Barış Terkoğlu, “Saray’daki ‘SETA Lobisi’ni Ne Zaman Konuşacağız?”, Cumhuriyet, 8 Temmuz 2019).

Anımsarsınız, SETA’yı da oluşturan “iç mirak”lar yıllar önce, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) biraz laikkken, Atatürkçüyken, ordu, cumhuriyet, devrim düşmanlığı yapan birkaç gazete geçinen kâğıt tomarı ve sözde gazeteciye (ki aralarında insan öldürtmüş Vakit-Akit tomarı da vardı) yasak uyguladı diye “vesayet” diye höykürerek ortalığı ayağa kaldırmışlardı. Ne cumhuriyetin jakobenliği, ne Kemalizmin diktatörlüğü kalmıştı atılıp tutulmadık.

Usu olanlar bilirler, ordu, ast üst ilişkisine, sıkı ve sarsılmaz kurallara dayanan kurumdur. Oysa günümüzde SETA’larla, SADAT’larla yasaklar koyanlar, gazetecileri, akademisyenleri, kamu çalışanlarını fişleyenler sözde demokrasinin, “sivil” yaşamın kurumlarıdır!   

Merak sınır dinlemiyor; acaba fişlenenler arasında, bir zamanlar, “vesayet kalkıyor, demokrasi geliyor…” diyerek AKP’yi alkışlayan liboşlar da var mıdır?..

Diğer Yazılar