İDEAL ARINMA

İDEAL ARINMA

Kâmuran Şems yazdı: Sessizce birbirini seven ve değerini bilen canlıların yuvası doğa anada vakit geçirmek, yalnızca seslere kulak vermek, kokuları algılamak, harmoniyi gözlemlemek, toprağa ayak basmak, dalından bir meyve tatmak, bir an olsun düşünceyi unutmak mükemmel bir arınmadır…

İdeoloji meselesi insanın aklını çok meşgul etmeli mi? Yoksa gelişine öylece yaşayıp gitmeli mi? Geçenlerde bir dostla konu üzerinde muhakeme yürütürken yerinde bir örnekseme çıktı ortaya.

Dünyanın kevgire dönmüş insanları.

Bir yanda devletin, iktidarın veya sermayenin aygıtı olarak bünyelere nüfuz eden, öte yandan birey olarak benimsenmiş farklı düşünceler ve düşüncesizlikler.  

Taraflı bir gözle yazılmış tarihi malumatlar.

“Tarih insanlar-erkekler ve kadınlar tarafından üretilir; ama tarihin – daima çeşitli suskunluklar ve kesiştirmelerle, daima dayatılan biçimler ve göz yumulan biçimsizliklerle—bozulması da mümkündür”, der Edward W. Said.

Bir yapboz dünyasında gerçekleşmeye çalışmak insanın en çetin işi. İdeolojilerin ürettiği, hangi kılıkta karşımıza çıkacağını bilemediğimiz akil insanların, bunlar genellikle popüler kültür figürleridir, riyakârlıklarını maskeleyen tatlı yüzlerine kanmamak çoğunlukla mümkün olmayabilir. 

Enformasyon çağının seller gibi kustuğu dataları, içi boş imajları, gölge sermayedarların kurguladığı hayat tarzları içerisinde boğulan, bunalan bireyler için şimdi arınma ve dünyayı yaşanabilir kılmak için temizlik zamanı.

Peki, bu işe nereden başlamalı?

Öncellikle kolayca ulaşılan bilgi ile irfan arasındaki nüansı yakalamak elzem. Teknolojiye erişmenin gelişmek olmadığı tespitini gözden kaçırmamak şart.

Tarafsız bir sorgulamayla, beynin kapasitesini “anlayış, duygudaşlık, özenli inceleme ve çözümleme” ye(E. W. Said) yöneltmek.

Yararcılıkla yönetilen dünyada ideal olanı uygulamak.

Bu liste elbette uzatılabilir; demokrasi, gelişme, nüfusların korunması, insan hakları adına şimdiye kadar oluşturulan tüm politikaların nasıl işlemediğine dair sav oluşturmak yeterli olacaktır.

Kuşkusuz bu işler karşısında ayakta durmak bir bireyin boyunu aşabilir ya da insan kendini tüm bu düzen karşısında yetersiz hissedebilir. İşte bu noktada yapılması gereken belki de doğaya sığınmaktır.

Katışıksız, arı bir ortamda kendinin ne kadar önemli bir varlık olduğunu sanmaktan vazgeçmektir zira zihin bu karmaşadan arınmalıdır.

Bu planette var olan diğer tüm canlılar gibi sadece görevini yapmak, ekolojik sisteme zarar vermektense kendi yeterliliği doğrultusunda onu korumak insan için en önemli varoluştur. Nedense bu birçok kıymet bilmez için kavranması çok güç bir durum. Ruhlarına ve hafızalarına serpilen sevgisizlik tohumlarının ürünü olsa gerek.

Sessizce birbirini seven ve değerini bilen canlıların yuvası doğa anada vakit geçirmek, yalnızca seslere kulak vermek, kokuları algılamak, harmoniyi gözlemlemek, toprağa ayak basmak, dalından bir meyve tatmak, bir an olsun düşünceyi unutmak mükemmel bir arınmadır.

Gökyüzüne bakıp ertesi gün kar yağacağını, etrafında dolanan iri bir sivrisineğin yağmurun habercisi olduğunu hissetmek, bir melodinin tınısında takılı kalmak, hayvan hareketlerini taklit etmek (animal locomotion), çocukluğunda damarlarında akan dans iksirine yeniden kavuşmak. Romantik dönem sanatına bakmak ya da kendini bomboş bir ovanın ortasında tek başına öylece duran ağaç yerine koymak, kadim varoluşunu duymak.

Kimi zaman almayı kimi zaman vermeyi unuttuğumuz nefesi hatırlamak. Onu derince çekmek ve yumuşakça bırakmak.

Sonra, yeniden, bünyede barınan gereksiz tüm düşünceler, bilgiler, duygulardan sıyrılıp kendi dünyana dönmek. Bir başkalıkla, ferahlamış bir zihinle yola devam etmek.

Bu kadar basit aslında her şey…

Diğer Yazılar