BİR KARŞI DEVRİM HAREKETİ; ”4+4+4 Yasası” (1)

BİR KARŞI DEVRİM HAREKETİ; ”4+4+4 Yasası” (1)

Veli Demir yazdı:
2002’de 72 bin olan imam hatip okullarındaki öğrenci sayısı 2019’da 1 milyon 400 binlere, 450 olan İHO sayısı da çoktan 5000’lere ulaşmıştır. Yoksul Anadolu insanının mahallelerinde İHO’dan başka çocuklarını gönderebilecekleri okul kalmamıştır…

AKP’nin seçim beyannamesinde, seçim programında olmamasına karşın yandaşlarca dillendirilen (Ensar Vakfı, TİMAV, İlim Yayma Cemiyeti, Şuurlu Öğretmenler Derneği, Eğitim Birsen vs.) ve beş AKP milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan, Türkiye kamuoyunda “4+4+4 Yasası” şeklinde bilinen yasa teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, toplumsal muhalefetin ve Eğitim İş ile Eğitim Sen gibi bazı sendikaların yoğun muhalefetine karşın 30 Mart 2012 tarihinde kabul edilmiş ve 6287 sayılı “İlköğretim ve Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun” adıyla da yasalaşmıştır.

Ulusal ve bilimsel bir karakter taşıyan Cumhuriyetin eğitim sistemini ve devrim yasalarıyla koruma altında bulunan ‘Tevhidi Tedrisat Yasası’nı yok etmek amacıyla çıkarılan adı geçen yasa tam bir oldubitti şeklinde, hiçbir sosyal tarafın düşüncesi alınmadan (yandaş yapılar hariç) yaşama geçirildi. Hâlbuki Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerleşik içtihatlarında yapılan değişiklikler, pilot bölgelerde uygulanır, analizler yapılır ve olumlu sonuçlar alınırsa ülke genelinde uygulanırdı.

“4+4+4 yasası” ile birlikte yapılan değişiklikler devrim yasası Tevhidi Tedrisat Yasası’nı devre dışı bırakırken bilimsel, laik, demokratik eğitim sistemine son çiviyi çakıyordu. Tamamen AKP’nin “ırkçı, gerici, bölücü” ideolojisi doğrultusunda hazırlanan yasa ile ‘Uluslararası Eğitim Sınıflandırma Standartları da yok sayıldı. İlgili yasanın Türk eğitim sistemine verdiği zararı, yaptığı tahribatı burada birkaç sayfa ile anlatmak elbette mümkün değil ama yine de ana başlık altında bazılarını sıralamakta fayda var.

İlkokula Başlamak İçin 60 Ay Çok Erken

Eğitimin ve okulun amaçlarından en güzeli “çocukları korumak ve geliştirmek” olanıdır. Ama ne yazık ki 4+4+4 yasası ile bırakın çocukları korumayı adeta bir kuşak soykırıma uğratılmıştır. Çocukların zihinsel, bilişsel, duygusal yönden hazır olmamasına rağmen beş yaşındaki çocuklar- sabiler- ilkokula başlatıldı. Bu çocuklar 108 aylık iken ilkokulu bitirerek, henüz daha soyut düşünme yeteneğinin gelişmediği, ortaokul için gerekli hazır olunuşluk düzeyinin çok altında iken; en az 7-8 farklı öğretmenden aldığı çeşitli derslerin içinde bocaladığı bir dönemin içine girmektedir. İlkokuldaki sahiplenmeyi, ilgiyi ortaokulda bulamayan ve mahrum kalan bu çocuklardan kendine güveni olmayan bir kuşak yarattık.

4+4+4’ün sonuçlarından yola çıkarak gördüğümüz bir başka olgu ise, iktidarın gerici bir kaygı ile ergenlik dönemine giren kız çoçuklarını örgün eğitimin dışına çıkarabilmek için de ilkokula başlama yaşını bu denli aşağı çekmiş olmasıdır. Yeni dönemle birlikte hızlı bir şekilde örneği görülmemiş bir düzeyde ortaokuldan başlayarak özellikle ülkenin doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde kız çoçukları örgün eğitimin dışına çıkmış ve açık ortaokul ve liseye geçmişlerdir.

UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün verilerine göre, dünyadaki 204 ülkenin yüzde altmış ikisinde (126 ülke)  okula başlama yaşı 72 aydır. Çağdaş, gelişmiş Kuzey Amerika ve Avrupa devletleri bu gurupta yer almaktadır. 9 yaşında ilkokulu bitirip ortaokula başlama konusunda neredeyse tek ülke olduk.  Okulların fiziki alt yapılarında ve programlarında hiçbir değişiklik yapılmadan başlatılan beş yaş uygulamasından yedi yılda yaklaşık dokuz milyondan fazla çocuğumuz bu defolu sisteme kurban edilmiştir.

Yapılacak iş Milli Eğitim Bakanlığı’nın inattan vazgeçerek, tüm sosyal taraflarında görüşünü alarak ilkokula başlama yaşını en az 6 yaşa, yani 72 aya, ilkokulun süresini de 5 yıla çıkarmasıdır.

Kayrılıp Kollanan İmam Hatip Okulları

4+4+4 yasasının çıkarılma gerekçelerinden -gizli- en önemlisi her yere İHO açmak, kalanları da seçmeli derslerle -aslında zorunlu- ele geçirmekti. Bu gizli amaca da fazlasıyla ulaşıldığı söylenebilir.

Bu amaca sadece AKP’nin cabalarıyla ulaşıldı dersek tabi ki haksızlık ederiz. İHO’nun karşı devrim sürecinin bir parçası olarak görme anlayışı yeni değildir. 1950’den beri sağ siyasetin istismar ettiği bir konudur imam hatip okulları. Yıllardır sağ siyasetin önderleri açtıkları İHO ile övündüler ve oy devşirdiler. Bunu sadece parti liderleri değil generallikten cumhurbaşkanlığına terfi eden Cevdet Sunay gibiler de yapmıştır. Sözde laik cumhurbaşkanı Cevdet Sunay 1969 yılında “Bu günkü laik okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu laik okullardan yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilmez. 10 yıl sonra bunların hepsi iş başına gelecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz. Hem biz laik okullara karşı imam hatip okullarını bir alternatif olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu imam hatip okullarında yetiştireceğiz.” diyerek İHO’ya farklı misyonlar yüklüyordu. Emekli general yanılmamıştı. Onun 1969’da söyledikleri 2000’li yıllarda tek tek gerçekleşiyor, kendi tabirleriyle “kilit noktalara” imam hatipliler yerleşiyordu. Ama bu yetmezdi; tüm okullar imam hatip okulu olmalıydı. Mustafa Kemal’in kurduğu laik Cumhuriyetle hesaplaşma düşüncesinde olan siyasal iktidarın yarattığı iklim buna uygundu. Tüm okullar imam hatip okulu olabilir, kalanlar da sözde seçmeli derslerle dönüştürülebilirdi. Bazı yandaş kurumlar iktidarı coşturucu sözler söyleyerek sürecin hızlanmasını istiyordu. Türkiye İmam Hatipliler Vakfı -TİMAV-; ”Engeller kalktı, hasret bitti” diyordu. Ayrıca iktidardaki partinin genel başkanı pozitif ayrımcılık yapıp “imam hatipler göz bebeğimiz” diyerek yerel yöneticilere talimatı vermişti. Artık ne bir plan, ne bir program ne de bir ihtiyaç analizine gerek vardı. Yönetmelikler de yok sayılarak her mahalleye bir, hatta daha çok İHO açılmalıydı. Öyle de oldu. 2002’de 72 bin olan imam hatip okullarındaki öğrenci sayısı 2019’da 1 milyon 400 binlere, 450 olan İHO sayısı da çoktan 5000’lere ulaşmıştır. Yoksul Anadolu insanının mahallelerinde İHO’dan başka çocuklarını gönderebilecekleri okul kalmamıştır. Emekli General Cevdet Sunay’ın “alternatif olma” arzusundan öte geçilerek mecburi gidilecek tek okul olmuştur; imam hatip okulları.

Bu bölümü Fransız düşünür Emile Zola’nın bir tespiti ile bitirelim; ”İrtica, saltanatını; bir ülkenin eğitimini ele geçirerek kurar ve böylece kökleşir, kalır. Okullarda beyinleri yıkanan genç kuşaklar yönetimde görev aldıkları zaman ülke çıkarlarını değil, kendilerini eğitenlerin sözcüleri olacaktır.” Sanırım Zola’nın sözleri günümüz eğitim politikalarını çok net bir şekilde anlatmaya yetecektir.   

Diğer Yazılar