Viyana Filarmoni’den Müzikseverlere Armağan “Yaz Gecesi Konseri 2019”

Viyana Filarmoni’den Müzikseverlere Armağan “Yaz Gecesi Konseri 2019”

Avusturya Devlet Televizyonu ve Sat3 gibi çeşitli televizyon kanalları canlı yayındaydı. Konser 80 üzerinde ülkede canlı yayınlandı. Çok özel bir konsepti vardı. Yeni dünya olarak da adlandırılan Amerika ve eski dünya “Avrupa” bir arada sunulacaktı. Seslendirilen eserlerin tamamı yeni dünyayla bağlantılıydı…

Edebiyat ve müziğin birbiri içine geçmesinden daha doğal ne olabilir. Roman’ların, tiyatro eserlerinin bale, opera olarak bestelenmesi evrensel sanat müziği için olağan. Bu konserin başlığı da ünlü Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası”na gönderme niteliği taşıyor, izleyenlerini bir masal gecesi atmosferine götürmek istediğini çağrıştırıyor. Sadece canlı olarak değil, televizyon başından da. Acaba başarılı olacak mı?

Aslında yağmur kadar güzel ne olabilir ki, ama bir konser sırasında yağan yağmur, genellikle talihsiz bir durumun habercisidir. Bütün büyülü atmosferi bozabilir, onbinlerce, hatta yüzbinlerce euro’luk enstrümanlar, ses sistemleri ve hatta dinleyenler, yorumcular zarar görebilir. Viyana Filarmoni’nin 20 Haziran konseri de heyecanla başladı ancak yağmur konser başlamadan tam zamanında durduğu için özellikle konseri düzenleyenler derin bir nefes aldılar.

Şiddetli yağış neredeyse tüm hazırlıkları boşa çıkaracaktı. Sıradan bir orta Avrupa gecesinde, açık havada gerçekleştirilecek onbinlerce kilometre uzaklıktaki sanatçıları, kültürleri Viyana’da buluşturacak olan konser neyse ki dinen yağışla kurtuldu.

Konser alanını yağmur ardından hızlıca yeniden düzenlendi. Yağmur durur durmaz, sandalyeler kurulanmaya başladı. Doğal zemindeki su birikintilerinin üzeri küçük taşlarla dolgu yapıldı. Bu büyük hazırlıkların saat 21.00’de başlayacak onbinlerce insanın geleceği konsere kadar tamamlanması gerekiyordu. Elbette başarılacaktı. Bu sırada konserin ana aktörü “Viyana Filarmoni Orkestrası” (Wiener Philarmoniker) Devlet Opera’sında başka bir temsilde görevliydi. Oradaki temsil iter bitmez Habsburg hanedanın yaptırdığı yazlık saraya doğru yola çıktılar. “Schönbrunn Sarayı” çok da uzakta değildi aslında.

Avusturya Devlet Televizyonu ve Sat3 gibi çeşitli televizyon kanalları canlı yayındaydı. Konser 80 üzerinde ülkede canlı yayınlandı. Çok özel bir konsepti vardı. Yeni dünya olarak da adlandırılan Amerika ve eski dünya “Avrupa”  bir arada sunulacaktı. Seslendirilen eserlerin tamamı yeni dünyayla bağlantılıydı.

Orkestra şefi ülkemizde de çok tanınan ve sevilen, Chicago Senfoni Orkestrası’nın da şefliğini yapan ancak esas tanınırlığını Venezuela’nın dünyamıza kazandırdığı müthiş sistem olan “El Sistema”dan yetişmesi ile sağlayan ünlü Gustavo Dudamel’di. Sanatçı, müziğin tüm insanların erişebileceği bir sanat olması düşüncesiyle ayrıca hayranlık uyandıran bir konser ve opera şefi olarak da tanınmaktadır.

Solist olarak ise Amerika’da yaşayan Çin’li yıldız piyanist Yuja Wang programın önemli bir yerinde bulunmaktaydı. Geçtiğimiz haftalarda ülkemizde de konser veren Wang, her zaman olduğu gibi aşırı kostümüyle piyanosunun başındaydı.

Program orta Avrupa’da çalıştığı süre boyunca çok sevilen ünlü Amerika’lı orkestra şefi, piyanist ve besteci Leonard Bernstein’ın “Candide” Üvertürü ile başladı. Bu hızlı tempolu, neşeli eser hızlıca geçerken, merakla beklenen konserin solisti Peking doğumlu ünlü genç Çin’li piyanist Yuja Wang için hazırlıklar devam ediyordu. Bernstein’ın eseri beğeniyle seslendirildikten sonra, kısa bir vals olan, oğul Johann Strauss’un Amerika turnesi sırasına bestelediği “Jubilee Waltz”  yorumlandı. Ardından sahnenin altından asansörle kuyruklu piyano sahneye çıkarıldı.

Amerika’lı ünlü besteci George Gershwin’in “Rhapsodie in Blue” dilimize yanlış olarak “Mavi Rapsodi” olarak çevrilen eserini sıradaki eserdi. Konçerto başladı, Wang’ın yorumcu olarak küçük serbestlikleri de beğeniyle karşılandı. Schönbrunn Sarayı’ndaki ilk konserini gerçekleştirecek olan Wang, Viyana Filarmoni Orkestrasıyla daha önce de turnelerde birlikte çalmıştı.

Sadece dinleyiciler için değil, Dudamel ve Wang için çok özel olmalıydı bu konser çünkü daha önce Joseph Haydn ve Mozart da Schönbrunn sarayında konser vermişti. Haydn 12 yaşında çocuk korosunun bir üyesi olarak, Mozart ise Kraliçe Maria Theresa’ya bizzat konser vererek burada bulunmuşlardı. Ayrıca ünlü opera bestecisi Christopf Willibald Gluck’un da (1714-1787) bir operası “Il parnaso confuso” yine bu sarayda seslendirilmişti. Tüm bu tarihi doku, dinleyicilere ve yorumculara bir şekilde geçiyordu.

Wang bis parçası olarak Chopin’in do diyez minör op. 64 iki numaralı Vals’ini seslendirdi. Bu şekilde dinleyicilere farklı bir Wang österme imkânı da buldu. Viyana’da vals çalmaktan daha doğal ne olabilir.

Ardından film müziğinin en önemli bestecilerinden, hatta kurucusu olarak kabul edilen Max Steiner vardı. Max Steiner’ın en önemli özelliklerinden biri de Avusturya’lı olmasıydı. Sayısız film müziklerinin başında ünlü “King Kong” filmine yaptığı müzikler gelmekle birlikte, Ingrid Bergman, Humphrey Bogart’ın oynadıkları “Casablanca” filmi de en az “King Kong” kadar ses getirmişti. Bu film’de iki müzik Steiner’e ait değildi. Özgürlük teması için kullandığı Fransız milli marşı “La Marseillaise” ve “As Time Goes By” Herman Hupfeld tarafından bestelenmişti. Viyana Filarmoni, Steiner’ın ünlü “Casablanca Suiti”ni büyük beğeniyle seslendirdi. Belki de sadece müzik ve aşkı değil aynı zamanda bir mülteci dramını da anlatan  “Casablanca” filmi,  güncelliğini korumasını ve programdaki yerini belki de bu olgunun güncelliğini korumasına da borçluydu.

Max Steiner’ın “As time goes by” şarkısını yerine kullanılmak üzere başka bir beste yaptığı da biliniyor ancak filmin çekimlerinin bitiminden sonra gerçekleştirilecek bu şarkı kaydı için Bergman’la yeniden çekim yapmak gerekiyordu. Bergman’ın başka bir film için saçlarını kestirmiş olması nedeniyle bu plan gerçekleştirilemedi.

Bir diğer önemli eser de ilk seslendirilişini New York’ta ünlü İtalyan orkestra şefi Arturo Toscanini’nin yaptırdığı Samuel Barber’in “Adagio for Strings”di. Bu eser ünlü Amerikan eserlerinin başında gelmektedir. 20’li yaşlarındaki Barber aslında yaylı çalgılar dörtlüsü için bestelediği eserin yaylı çalgılar düzenlemesini Toscanini’ye gönderdi. Koyu bir Mussolini ve Hitler karşıtı olarak, Toscanini eseri heyecanla seslendirdi. Kasım 1938’de eser NBC Senfoni Orkestrası’yla milyonlarca Amerikalı’ya radyoyla yayınlandı. Shostakovich’in 1941 tamamladığı ünlü Leningrad direnişine adadığı 7. Senfonisiyle birlikte II. Dünya Savaşı’nın en önemli sanatsal karşı duruşlarından biri olan Barber’in ünlü eseri, yıldızların altındaki programdaki yerini almış oldu.

 Amerikalı besteci Aron Copland’ın “Rodeo” balesinden bit bölüm olan “Hoe Down” eseri ve Çek besteci Antonin Dvorak’ın “9. Senfonisi”nin son bölümü “Allegro” büyük beğeniyle seslendirildi. Programda John Philipp Sousa’nın “Stars and Stripes Forever” ve Carl Michael Ziehrer’ın “Sternenbanner-March” gibi eserler de beğeniyle yer aldı.

Konserin sonu bir Strauss valsi olan “Wiener Blut” ile yapıldı. Amerika temasından uzaklaşan tek eserdi bu. Ancak Viyana’daki “Yaz Gecesi Konseri”nin kapanışı her zaman bu eserle yapılırdı. Gök kubbenin ve parlayan yıldızların altında müthiş bir manzara eşliğinde huzur ve barış dolu bir ortamda, birlikte konser dinlemenin keyfini yaşayan on binlerce insanın güzel akşamları ıslanmadan sona erdi.

Diğer Yazılar