Milli Mücadelenin Örgütlenmesi: Resmi Tarihin Dile Getirmedikleri

Milli Mücadelenin Örgütlenmesi: Resmi Tarihin Dile Getirmedikleri

Mustafa Kemal’in önderliğinin bir diğer önemiyse Kongrelerin kendi içerisinde demokratik usuller uyguladıklarını, kendi içlerinde Osmanlı Devletinin ve Hilafetin devamlılığını savunuyor olsalar da örgütlenme biçimleri halk egemenliği modeline dayandığını göstermesidir…

Milli Mücadelenin 100. yılı içerisindeyiz. Anadolu’nun emperyalizme ve işgale karşı direnişinin 100. yılını görebilmenin gururunu yaşıyoruz. Direnişimiz birçok ülkeye de esin kaynağı olmuştur.

Söz konusu tarihsel süreç birçok bilim insanı tarafından incelenmiştir. Dolayısıyla mücadele sürecine yönelik soru işaretinin kalmamış olması gerekiyor. Fakat buna rağmen hala iftiralar atılabiliyor. Bunun sebebi resmi tarih mi?

Milli Mücadele resmi tarihimiz tarafından dile getirilmeyen pek çok ayrıntıya sahip. Resmi tarihe göre Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla başlatmak, Erzurum ve Sivas Kongreleri’ne dayandırmak yeterli geliyor.

Böyle olunca “Atatürk’ü Vahdettin gönderdi” gibi ifadeler de kolaylıkla üretilebiliyor. Resmi Tarih, böyle iftiraların atılmasına ortam hazırlıyor. Duyduklarımıza inanmak da kolay geliyor.

Merak olmayınca gerçek ortaya çıkmıyor.

Direniş Nasıl Başladı?

30 Ekim 1918 yılında Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandı.

Bu tarihten itibaren 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi açılana kadar (18 ay boyunca) Trakya’da, Batı’da, Karadeniz’de ve Doğu’da Yerel Kongreler toplanmaya başladı.

Oysa bizim bildiğimiz Erzurum ve Sivas Kongresi’dir.

Fakat Erzurum Kongresi’nden önce 8, Sivas Kongresinden önce de 13 Kongre toplanmıştır. Sivas Kongresinden sonra 14 Kongre daha yapılmıştır. Hatta Büyük Millet Meclisi’nin açılışından sonra da 4 Kongre toplanmıştır.

Dolayısıyla 1918-1920 yılları arasında toplamda 28 Kongre meydana gelmiştir.

İşte bu toplanan Kongreleri Anadolu’nun farklı yerlerinde işgale karşı direniş çareleri arayan halk düzenlemiştir.

Kongreler, Doğu Sınırında (Kars-Ardahan-Batum), Doğu Anadolu’da (Trabzon, Erzurum ve Sivas), Trakya’da (Edirne) ve Batı Anadolu’da (İzmir, Balıkesir, Muğla) olmak üzere ülke genelinde 4 farklı bölgede toplanmıştır.

Kongrelerin Örgütlenmesi

Kongrelerin örgütlenmesinde İttihat ve Terakki’nin taşra örgütlerinde bulunanlar önemli bir rol oynamıştır. Parti’nin merkez kanadı savaş yenilgisinden sonra ülkeyi terk edince taşra örgütleri ön plana çıkmıştır.

Fakat Kongrelerde İttihatçılık eleştirilmektedir. Eski siyasi düşüncenin devamlılığı için örgütlenmekten çok vatan savunması düşüncesi hâkimdir.

Kongrelere katılanlar daha çok eşraf, aydın, tüccar, asker gibi okur-yazar kimselerdir. Ancak 9-14 Mayıs’ta toplanan Büyük Edirne Kongresi’ne köylüler de katılmıştır.

Yerel Kongrelerin toplanmasında öncelikli sebep işgal nedeniyle ön plana çıkan Ermeni ve Rum azınlığın edindiği haklardır. Boğazların işgali, Babı Ali’ye yönelik Fransız ve İngiliz müdahalesi gibi meseleler Kongrelerin dikkatini çekmemiştir.

Başta yerel nitelikli olan bu Kongreler, Yunan işgaliyle birlikte ulusal bir dil kullanmaya başlamışlardır.

Kongreler yerelde veya bir bölgede (birden fazla şehri kapsayan) toplanmalarına rağmen aldıkları kararlarda tüm vatan toprağını ve bütün Osmanlı Halkını kapsamışlardır.

Kurtuluşa yönelik ulusal bir bakış açısı ilk defa 17-19 Mart 1919’da yapılan İzmir Büyük Kongresi’nde görülmüştür. Böylece Batı Anadolu’da toplanan Kongreler yaptıkları direnişi Milli olarak ifade etmeye başlamıştır. Bundan sonra “Milli Direniş” ifadesi kullanılmıştır. Kendi direnişlerini Wilson ilkelerine ve milliyet esasına dayandırmışlardır. Özellikle Yunan işgaliyle birlikte ulusal direniş düşüncesi gittikçe büyümüştür. Aynı durum Trakya’daki Kongrelerde de görülmüştür. Doğu’daysa Ermeni Devleti kurulmasına yönelik düşünceler, Kongreleri ulusal bir dili benimsemeye davet etmiştir.

Bütün bu yerelden ulusala doğru büyüme süreci işgal sürecinin ilerlemesiyle paralel olarak görülmelidir.

Kongrelerin Meşruiyeti

Kongreler, toplandıkları yereldeki veya bölgedeki halkı kendi doğal üyesi saymaktadırlar. Bu bakımdan adeta bir Devlet gibi hareket etmektedirler.

Kongre temsilcileri seçimle belirlenmektedir. Seçilenler adeta milletvekili olarak görülmektedir. Siyasal Parti vasıtasıyla Kongrelere katılım reddedilmiştir. Partiler üstü bir milli birlik oluşturulmuştur.

Tüm Kongrelere katılan kişi sayısı 1295 delegenin üzerinde olarak verilebilir. Çünkü bazı Kongrelere kaç kişinin katıldığı bilinmiyor ve sadece adı bilinenlerin kaydedildiği Kongreler de var.

Müslüman Erkek sayısının 10-14 milyon civarında olduğu düşünülürse temsilci sayısının 1300’ün üzerinde olması temsiliyete ne kadar önem verildiğini göstermektedir.

Zira temsiliyet karar alma ve uygulamada meşruiyeti sağlamaktadır. Bu bakımdan Kongreler adeta birer Yasama Organı haline gelmiştir.

Kongrelerde seçilen Heyeti Temsiliye, Heyeti Milliye ve Heyeti Merkeziye gibi isimler alan gruplar yürütme organı gibi hareket etmiştir.

Kendi içlerinde demokratik yöntemler benimsemişlerdir. Seçimle göreve gelmeleriyle, kanuna ve kurala uygun hareket etmeleriyle meşruiyetlerini kendi doğal üyeleri olan halktan almalarıyla adeta birer meclis oluşturmuşlardır.

Bu nedenle onların birer devlet gibi hareket ettiklerini söylemek mümkündür.

İşgale karşı vatan savunması için silahlı birliklerin meydana getirilmesi yine bu Kongreler içerisinde görüşülmüştür. Askeri birliklerin örgütlenmesinde Kongrelerin önemli bir payı olmuştur.

Kendini bir merkez sayan Kongreler de olmuştur. Ancak ya Sivas Kongresi’nden sonra dağılmış ya da Kongrelerin birleştirilmesi sürecine uyum sağlamışlardır.

Kongreler Esnasında İstanbul

4 farklı bölgede meydana gelen Kongreler birbirlerinden habersiz ve bağımsız bir şekilde Türkiye’nin ve halkın kurtuluşunu dile getirmektedir.

Bu esnada Mustafa Kemal, Sarayı ve İstanbul Hükümetlerini uyarmaktadır. Kurtuluş çareleri için çeşitli yollar aramaktadır. Bu yollardan en önemlisi ordunun yeniden toplanmasıdır. Bunun için de Harbiye Bakanlığı önemli bir merkezdir. Sadrazam İzzet Paşa Kabinesinde Harbiye Bakanı olabilirse yurtsever komutanları Anadolu’ya tayin edecek, asker terhislerini durduracak ve silahları geri alacaktır. Yeni bir ordu kurup Stratejik noktaları tutacaktır.

Fakat İstanbul’daki arayışları olumsuz sonuçlanmıştır. Ne uyarıları dikkate alınmış ne de Harbiye Bakanlığına girebilmiştir.

Mustafa Kemal İstanbul’da olduğu 30 Ekim 1918 – 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında İstanbul’da çıkan Vakit, Minber gibi gazetelerde mülakatlar vermiştir. Hatta Minber gazetesine ortak olduğu da bilinmektedir.

İstanbul’daki hükümetler işgal nedeniyle gittikçe zayıflamıştır. 30 Ekim 1918’den 23 Nisan 1920’ye kadar geçen 18 ay içerisinde 10 defa hükümet değişmiş, 12 defa dâhiliye nazırı değişmiştir. İstanbul’da istikrarsızlık hâkimdir.

Mustafa Kemal’in Önderliği

İşgal sürecinin gidişatı Kurtuluş mücadelesini Anadolu’ya itmiştir. Bu nedenle Mustafa Kemal Anadolu’daki direnişleri örgütlemek için Samsun’a çıkmıştır. Çünkü direnişler birbirlerinden habersiz ve bağımsız bir şekilde hareket etmektedirler. Onları belli kurallar çerçevesinde ortak bir hedef doğrultusunda birleştirmek gerekmektedir.

Bu bakımdan Mustafa Kemal’in Sivas Kongresi’nde bütün Kongreleri birleştirmesi, direnişi daha kuvvetli, daha büyük ve ulusal bir düzeye çıkarmıştır. Özellikle Misak-ı Milli’nin kabul edilmesi ülke genelindeki direnişi ortak hedeflerde buluşturmuştur.

Artık direniş, halk egemenliği düşüncesinde Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına doğru ilerlemektedir.

Mustafa Kemal Sivas Kongresi Heyeti Temsiliyesine üç oy farkla başkan seçilmiştir.

Heyeti Temsiliye 16 Kasım 1919’da bir toplantı yapmıştır. İstanbul’daki mecliste yer alarak kabineyi kurabilmek ve mecliste de çoğunluk olmak gerektiğine kanaat getirmiştir. Bu nedenle İstanbul’daki mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk grubu kurulacaktır.

İstanbul’da Ali Rıza Paşa Hükümetiyle 19 Ocak 1919’da meclis açılmıştır. Mustafa Kemal Erzurum mebusu seçilmiştir. Fakat 27 Aralık’tan beri Ankara’dadır, İstanbul’a gitmemiştir.

Rauf Orbay, Hüsrev Sami, Mazhar Müfit, Kara Vasıf, Bekir Sami ve Rüstem Bey İstanbul’daki mecliste yer almaktadırlar.

Fakat söz konusu isimler Felah-ı Vatan adında bir meclis grubu kurup, Ali Rıza Paşa hükümetinin ılımlı yaklaşımlarından etkilenerek işgalcilerden merhamet beklemek gerektiğine yönelik bir düşünceye kapılmışlardır.

Hatta bu dönemde Kazım Karabekir de İstanbul’a zıt bir tavır almamak gerektiğini dile getirmiş, başka bir meclis kurulması fikrini reddetmiştir. İstanbul istemezse Kuvayi Milliye’nin de dağıtılması gerektiğini belirtmiştir.

Fakat çok geçmeden 3 Mart 1920’de İngilizler Ali Rıza Paşa kabinesinin istifasını istemişlerdir.

İşgal süreci Ankara’da bir meclis kurulmasını gerektirecek şekilde ilerlemektedir. 16 Mart 1920’de işgalci devletler yönetimi tamamen ele geçirmişlerdir.

Hatta Milli Mücadeleye muhalif olan Fevzi Çakmak’ın odasına zorla girerek ülkenin işgal edildiğini resmen göstermişlerdir.

16 Mart işgalinden sonra Mustafa Kemal’in düşüncesi haklı çıkmıştır. Ankara’da bir meclis kurulması fikri herkesçe kabul edilmek zorundadır. Başka bir çare kalmamıştır.

Bu nedenle Mustafa Kemal zaman kaybetmeden tüm sancaklara ve vilayetlere telgraf çekerek seçimlerin yapılmasını ve tüm mebusların Ankara’ya gelmesini istemiştir. Her sancaktan 5 kişi olmak üzere ve 15 gün içerisinde seçimler yapılacaktır.

Makamı işgal edilen Milli Mücadele muhalifi Fevzi Çakmak da İstanbul adına Gebze mebusu seçilerek (İstanbul işgal edildiği için) Ankara’ya katılmıştır. Kendisi Milli Müdafaa Mebusu olarak görevlendirilmiştir.

Sonuç

Görüldüğü üzere Milli Mücadelenin gidişatı işgal süreciyle paraleldir.

İşgalin getirisiyle Rum ve Ermeni azınlıkların elde ettiği haklar yerleşik halk tarafından tehdit olarak görülmüştür.

Bunu Yunan işgalinin takip etmesi yerel direnişleri tetiklemiştir. Böylece Yerel ve Bölgesel Kongreler düzenlenerek eşraf, tüccar, asker gibi yerleşik halk vatan savunmasına geçmiştir. Kendilerini ulusal bir direniş olarak görseler de etkiledikleri coğrafya yerel veya bölgesel olarak kalmıştır. Üstelik birbirlerinden kopuk bir şekilde hareket etmeleri milli müdafaayı geniş bir hatta yayamamıştır.

Bu bakımdan Mustafa Kemal’in söz konusu yerel direnişleri ulusal boyuta çıkarması, Milli Mücadeleyi güçlendirmiştir. Güçlendirmekle kastedilen, işgalcilere karşı ufak tefek çeteler gibi karşılık vermek yerine, bir devlet olarak karşılık vermektir.

Özellikle Meclis’in açılışıyla birlikte kurulan düzenli ordu, Anadolu’da bir Devletin kurulduğunu herkese göstermiştir. Bu bakımdan işgalciler muhatap alacakları Devletin Ankara’da olduğunu görmüşlerdir.

Mustafa Kemal’in önderliğinin bir diğer önemiyse Kongrelerin kendi içerisinde demokratik usuller uyguladıklarını, kendi içlerinde Osmanlı Devletinin ve Hilafetin devamlılığını savunuyor olsalar da örgütlenme biçimleri halk egemenliği modeline dayandığını göstermesidir. Bu nedenle Ankara’da kurulan meclis sürecin zaten halk egemenliğine, yani Cumhuriyet’e doğru ilerlediğini işaret etmektedir.

Bütün bu süreci resmi tarihin dar bakışından ayırdığımızda iftira atılacak bir durumun kalmadığını da görmüş oluyoruz. Çünkü resmi tarih, milli mücadelenin despotça yürütüldüğünü, tepeden inmeci olduğunu anlatmaktadır.

Oysa Mustafa Kemal’in tavrı hiçte öyle olmamıştır. Aksine 4 farklı bölgede meydana gelen 28 Kongrede demokratik usullerin uygulandığı görülmektedir. 1300’ün üzerinde delegenin katıldığı Kongrelerde meşruiyete ve halk egemenliğine önem verilmiştir. Demek ki siyaset Saray’dan uzaklaşıp halka yakınlaşınca demokratikleşmektedir.

Mustafa Kemal de halkın vücuda getirdiği bu örgütlenme tarzını sürdürerek hareket etmiştir. Daima meşruiyete önem vermiştir.

Notlar:

Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C. II, Remzi Kitabevi, 20. Özel Basım Mart 2011.

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Kaynak Yayınları, 2015.

Bülent Tanör, Türkiye’de Yerel Kongre İktidarları (1918-1920), AFA Yayıncılık, 1992.

Sadi Borak, Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları (1899-16 Mayıs 1919), Kaynak Yayınları, 1998.

1918-1920 nüfus tahmini için: Kaştan, Yüksel. “Cumhuriyet Döneminde Nüfus Hareketlerinin Fonksiyonu. ” Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 7.1 (2006): 65-76.

Diğer Yazılar