Babalar Günü: İki Usta, İki Vedat ve İki Dram

Babalar Günü: İki Usta, İki Vedat ve İki Dram

Bu iki edebiyatçı, iki kederli baba olarak hayatlarını tamamlayıp bu dünyadan giderken, aklımıza hep dilimizdeki bildik, sıradan gibi görünen ama esasen laf olsun diye söylenmekten öte hayatın büyük bir gerçeğini yansıtan özlü sözler gelir…

Halid Ziya Uşaklıgil, erken dönem Cumhuriyet edebiyatının önde gelen simalarından, Egeli büyük bir ailenin evladı, iyi eğitim almış, yurtdışı görmüş, edebiyatımızın üretken isimlerinden bir usta. Eserlerinde Osmanlıdan, Cumhuriyet’e toplumsal değişimimizi sergilemiş, son dönemde popüler TV dizisi Aşk-ı Memnu ile tanıdığımız bir edebiyatçı.

Ama hiçbirimiz onun hayatındaki fırtınaları, hüznü, altı evladından dördünü kara toprağa vermek durumunda kalmış kederli ve bedbaht bir baba olduğunu bilmeyiz.

Bu evlatlardan en son elinden kayanı, binbir emek ve mihnetle üzerine titreyerek yetiştirdiği, başarılı bir bürokrat ve birkaç dil bilen bir entelektüel olan Hariciyeci oğlu Vedat’tır.

Üstad, Vedat’ı intihara götüren süreci “Bir Acı Hikâye” isimli, eleştirmenlere göre edebi kaygıdan uzak, biyografik romanında göğsüne taş basarak anlatır. Vedat’ın parlak kariyeri, ne yazık ki “gizli bir el” tarafından önü kesilerek engellenmeye çalışılmış, şimdiki moda tabirle “mobbing”in en şiddetlisi uygulanmış, oradan oraya tayin edilerek bir yerde kök salması ve başarısının daimi olması engellenmiştir.

Naif, kırılgan kişiliği bu baskılara dayanamayınca, 1937’de görev yaptığı Arnavutluk’ta 35 yaşında intihar ederek, yaşlı babasını kederlere gömmüş, arkasında da matemle sarmalanmış bir sürü soru işareti bırakmıştır.

Bu olaydan yıllar sonra, unutulmaz aşkların, büyük sevdaların ve melankolinin şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın 17 yaşında Galata Kulesi’nden atlayarak intihar eden oğlunun adı da, garip bir rastlantı eseri Vedat’tır.

Derler ki, Ümit Yaşar o denli depresif, o denli özkıyım takıntısı olan birisidir ki, 24 kez intihar etmiş ama her defasında ölümden dönmüştür.

Ailedeki bu intihar düşüncesi, bu hazan ortamı Vedat’ı çok sarsmış ve etkilemiştir. Genç yaşta bu dünyadan göçerken, söylenceye göre düştüğü Galata Kulesi’nin zemininde, elinde sıkı sıkı tuttuğu notta şöyle yazılıdır:

“Baba, öyle intihar edilmez, böyle intihar edilir”

Tıpkı, Halid Ziya gibi, Ümit Yaşar’da oğlunun ölümü üzerine bir eser vermiş, bir şiir yazmıştır. “Galata Kulesi” şiirinde acısını şöyle dile getirmiştir.

“6 Haziran 1973

Pırıl pırıl bir yaz günüydü

Aydınlıktı, güzeldi dünya

Bir adam düştü o gün Galata Kulesi’nden

Kendini bir anda bıraktı boşluğa

Ömrünün baharında

Bütün umutlarıyla birlikte

Paramparça oldu

Bir adam benim oğlumdu…”

 Bu kayıplardan sonra ustaların hayatı mutlaka hiçbir zaman eskisi gibi olmamıştır.

Bu iki edebiyatçı, iki kederli baba olarak hayatlarını tamamlayıp bu dünyadan giderken, aklımıza hep dilimizdeki bildik, sıradan gibi görünen ama esasen laf olsun diye söylenmekten öte hayatın büyük bir gerçeğini yansıtan özlü sözler gelir.

Misal; “Allah, sıralı ölüm versin” gibi…

Diğer Yazılar