Mükemmel Yoldaşlar

Mükemmel Yoldaşlar

Müzik sayesinde, bir kedinin ya da baykuşun ki gibi kabaran tüylerimiz aynı zamanda yabancılığımız ve meçhul yanımızın bir göstergesi, hatta hala bir hayvan olduğumuzun kanıtı sayılabilir…

Uzun yol şoförlüğü zordur. Hele yalnızken yol uzadıkça uzar. Varışa yaklaştıkça zaman neredeyse durur, akmaz olur. Kimisi bu yüzden hiç sevmez arabayla yollara düşmeyi. İllaki yola çıkılacaksa mutlaka bir yol arkadaşı bulunmalı.

Ya ahbap bulunamazsa? O zaman hayatta bizi hiç bir zaman yalnız bırakmayacak yol arkadaşlarına sarılmalı.

Peki kim bunlar?

Dinlemekten vazgeçemediğimiz, kesintisiz duygu ve düşünce paylaştığımız müzisyenler en iyi yol arkadaşı, hakiki birer yoldaş olarak görülemez mi?

Benim için kesinlikle öyleler.

Mükemmel lirikleri ve onları besleyen besteleri, duygu yüklü sesleri eşliğinde yolda akmak en keyifli meditasyonlardan biri.

Bayram tatili öncesinde, yolculuğa çıkmadan yol müzikleri adı altında en favori parçalar toplandı. Yıllardır kullanılmayan termos raftan indi, güzelce kahveyle doldu. Enerji veren kuru yemiş, taze meyveler hazırlandı ve yola çıkıldı.

Hız kontrolüne dikkat ede ede giderken müzik çalardan bir şarkı yükseldi. Sesi açtım.

Adeta ağlayan bağlama tüylerimi öyle bir ürpertti ki sanki yeni bir duyu keşfettim ve o an bağlamaya bağlandığım.

Fuat Talay ve Mashti’nin Elektronik Anadolu müziği çalışması olan SUFISTICATED albümünden Özlem adlı parçaydı çalan.

Anadolu’ya has muhteşem, bir o kadar yalın ve abartısız ezgiler oturdu yüreğime ve büyük bir hasret hissettim. Gözlerim doldu, burnum sızladı. Bu şarkıyı çok kereler dinlememe rağmen şoför mahallinde, tek başıma yolda giderken sanki gurbete gidiyormuşum psikolojine kapıldım.

Sevgili okurlar belki siz de bu albüme bir kulak verirsiniz, Anadolu deyişleriyle bu topraklardan geçen tüm medeniyetleri, kültürleri anarsınız benim gibi.

Samimi bir itirafta bulunmanın tam yeri. Müziği dışında Fuat Talay ile ilgili hiç bir şey bilmediğimi bu yazıyı planlarken fark ettim.  


Fuat Talay henüz on yedi yaşındayken memleketi terk etmek zorunda kalır. Müzik öğretmenliği okuyan Talay, Danimarka’ya göçer, müzik pedagojisi okur ve uzun yıllar sıla hasreti çeker. Muhtemelen müziğinde özlemini hissetmemek bu yüzden imkânsızdır.

Mashti’ye gelince, elektronik müziği otantik melodilerle harmanlayan daha doğrusu kaynaştıran Norveç’li bir müzisyen. Diskografisine bakılırsa sufiliğe ayrı bir düşkünlüğü olduğu görülebilir.

Bu arada, müzik dinlerken tüyleriniz gerçekten diken diken oluyorsa beyin yapınız bu durumu yaşamayanlara göre daha farklı.

Müziğe duygusal ve fiziksel bir bağ hisseden kişilerin işitsel korteksleri ile duyguları işleyen bölümleri arasında daha yoğun hacimde sinirler bulunmakta.

Benim ise bu konuyla ilgili çok daha basit bir açıklamam var:  

Müzik sayesinde, bir kedinin ya da baykuşun ki gibi kabaran tüylerimiz aynı zamanda yabancılığımız ve meçhul yanımızın bir göstergesi, hatta hala bir hayvan olduğumuzun kanıtı sayılabilir.

İnsan bu yanını kabul ederse şayet daha vicdanlı ve adil olabilir mi?

Asıl mesele bu…

Diğer Yazılar