Yanlış Bir Yol

Yanlış Bir Yol

Hep birlikte, bizi kandırmalarına daha fazla izin vermeyeceğimizi gösterelim.
Orhan Veli’nin yetmiş yıllık hesabını kapatalım…

Orhan Veli, sahibi olduğu Yaprak dergisinde 15 Ocak 1949 tarihinde, ‘Yanlış Bir Yol’ başlıklı yazısını kaleme alır. Yazının ilk üç cümlesi, Cumhuriyet devriminin aydınlanmacı felsefesinden bugünlere nasıl geldik sorusunun da özetidir adeta; şöyle der Orhan Veli:

“Toplumsal hayatımızda iki üç yıldan beri gelişmekte olan bazı olaylarla bu olayları körükleyen bazı kimselerin, istemeye istemeye, memlekete kötülükler ettiklerini görüyoruz. Bu kötülükler günden güne artıyor. Cahil halkı avlamak isteyen fikir madrabazları, onun gerici tarafını alabildiklerine sömürmekten geri kalmıyorlar.”

Yıl 1949 başıdır. Mustafa Kemal’in ölümünün ardından devrimin fikrinden tavizler vermeye başlayan CHP, koltuğu devrim karşıtlığının asıl cephesi olacak Demokrat Parti’ye devretmeye hazırlanmaktadır.

Bir yıldan biraz zaman sonra, Demokrat Parti iktidarı başlayacak, halkın ‘gerici tarafını alabildiğine sömürmek’, sağ iktidarların devlet politikası halini alacaktır. Bu uğurda toplumu aydınlatmaya yönelik tüm çabalar son bulacak, sorgulayan akıl bu topraklardan kovulacaktır.

Bugüne gelelim; tam yetmiş yıl sonraya…

Orhan Veli, AKP iktidarını görse, Tayyip Erdoğan’ı tanısa ne yazardı dersiniz?

AKP ve onun genel başkanı, hiç şüphesiz Orhan Veli’nin toplumumuzu uyardığı, halkın ‘gerici tarafını alabildiğine sömürenler’in en yetkin ve güçlü temsilcisi.

Halkın gerici yanları en çok din ve ırk adına sömürülür. Ölümcül Kimlikler, der Amin Maalouf bu ikisine; boşuna değildir. Bu yüzden, milliyetçilik değil, Atatürk Milliyetçiliği deriz, bu yüzden dincilere karşı laiklik, olmazsa olmazımızdır. ‘Cahil halkı avlamak isteyen fikir madrabazları’ bu ikisini kullanamasın diyedir bütün çaba.

Yitirdiğimiz tam da budur işte…

Vardığımız yer neresidir peki?

Anımsayalım: Bu iktidar ne zaman başı sıkışsa, ‘CHP camileri ahıra çevirdi’ der; Fethullah Gülen ile kol kola oldukları dönemde bu iktidarın yandaş kalemleri, Ergenekon kumpası halkta karşılık bulsun diye ‘Camileri bombalayacaklarmış’ diyordu örneğin; sonra sıra Gezi Direnişi’ne geldi, aynı adamlar, Gezi’nin pırıl pırıl çocuklarına ‘Camilere ayakkabılarıyla girdiler’ diye çamur atmaya çalıştı bu kez.

Hangisi gerçekti?

Gerçekle işleri var mıydı sahi?

Bu zihniyet için din de milliyet de tüm kutsal duygular da, ‘halkın gerici tarafını alabildiğine sömürmek için’ birer araçtır.

Dün kol kola girdikleri Gülen cemaatine devletin kozmik odasını açıp, sonra bu örgütün darbeci bir terör örgütü olduğunda karar kılabilirler. Kol kolayken, din-iman derler; yolları ayrılınca beka. İkisinin de alıcısı çoktur nasıl olsa!

Dün Öcalan’ı asmaktan bahsederken, ertesi gün Kürtlerin oyu gerektiğinde terörist başıyla masaya oturabilirler. Türk’ün de Kürt’ün de ‘gerici tarafını alabildiğine sömürmek’tir aslolan.

Konu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı iken, AKP adayı Diyarbakır’da halkı Kürtçe selamlayıp, Kürdistan kelimesini kullanıyor; aynı partinin İçişleri Bakanı rotayı Trabzon’a kırıp, ‘Ben buraya Selahattin Demirtaş’ın kucağından gelmedim’ diyorsa hep bu yüzdendir.

Bir oy, bir oydur!

Kürt’e Kürtlükle, Türk’e Türklükle, muhafazakâra dinle gider, kandıracaklarını sanırlar hâlâ.

İş-aş-ekmek-üretim, hiç akıllara gelmesin isterler bu gürültüde, herkes onların çizdiği kadere razı olsun. Biat etsin!

Ekrem İmamoğlu’na Yunan imasında bulunup, kendi iktidarları döneminde Yunanistan’ın işgal ettiği Türk adalarından tek söz edememeleri ise, bu zihniyetin asıl yüzünü gösterir aslında…

Bu yanlış yolda yetmiş yıldan fazla bir süredir yürüyüp gidiyoruz…

Geldiğimiz nokta; ekonomik anlamda bir darboğazda, üretimi dışa bağımlı hale gelmiş, kasası boş bir devlet… Bunun faturasını hep birlikte ödüyoruz; biz de ödüyoruz, yıllarca din-iman-milliyet diye diye AKP ve değnekçisi partiye oy vermiş olan seçmen kitlesi de ödüyor.

Hepimiz, bu ülkenin sıradan vatandaşları olarak kötü günlerden geçiyoruz…

Öte yandan:

Yıllardır dini, imanı, milliyeti kullanarak ülkeyi bu hale getirenler ise, saraylarında oturup, yazlık saraylarının beğenmedikleri bölümleri için ek ödenek çıkarmakta; kendisine istediği oyu vermeyen topluma, ‘Karnını doyuruyoruz, yine de oy vermiyorlar’ demekte, beğenmediği seçim sonuçlarının ardından da halkının oyunu yok sayıp, seçimleri iptal etmekte…

Gerek içerdeki buyurganlarına, gerek sömürgenlere karşı Kurtuluş Savaşı vermiş bir halk için çok üzücü bir durum bu…

Ama artık deniz bitti…

Bize yakışan, gözlerimizi açıp, halkımıza yaraşır bir geleceği inşa etmektir.

Önce, “cahil halkı avlamak isteyen fikir madrabazlarından”, “halkın gerici tarafını alabildiğine sömürmeyi” kendilerine siyaset edinmişlerden bir kez daha sandıklarda soralım hesabı.

Hep birlikte, bizi kandırmalarına daha fazla izin vermeyeceğimizi gösterelim.

Orhan Veli’nin yetmiş yıllık hesabını kapatalım…

Diğer Yazılar