Kurtulacağız!

Kurtulacağız!

İlerleme, gelişme, evrim, devrim dediğimiz tüm olumlu tarihsel atılımların hiçbirisinin; düşmanlıkla beslenen, hınçla büyüyen, savaş irini ile şişip kin ve kanla patlayan kötü insanlıktan gelmediğini hepimiz biliyoruz. Çocuklarımız da biliyor, bilecek…

Gömütlüklerin girişine yazarlar:

“Her fani, ölümü bir gün tadacak.”

Kazık çakacak halimiz yok zaten, hepimiz öleceğiz. Ama, nasıl öleceğimiz önemli. Daha doğrusu, öldükten sonra, Süreyya Berfe’nin bir dizesinde tanımladığı gibi “hayatın ölüme gözdağı verdiği” çocuklarımız bizi nasıl anacaklar?

Çocuklarımız dediğimiz, yalnızca kendi kanımızdan, canımızdan olan çocuklar değil hiç kuşkusuz…

Yaşadığımız toplumu, yurdu, hatta başka başka halkların yaşadıkları toprakları kapsayan bir boyuttan söz ediyoruz.

Diyeceksiniz ki, “Ben sıradan biriyim, yaşayıp gidiyorum. Ölüp gittiğimde çevremdeki üç-beş kişiden başka beni kim anacak?”

Hiç de öyle değil. Toplumu ve de insanlığı “iyi” ya da “kötü” yapan da tam bu işte.

İyilikle anılan insan ne denli çoğalıyorsa, o toplum uygarlaşıyor demektir.

19 Mayıs’ın, yani Kuvayı Milliye’nin 100. yılında Samsun’daydık.

İyi insanlar, her birlikte toplanıp bayraklar altında marşlar, şarkılar söylüyorlar; gençler ağaçlar altında çadır kurmuş, eğleniyorlardı.

Genç kızlar, at kuyruğu yaptıkları saçlarını bir o yana, bir bu yana sallaya sallaya; delikanlılar, göğüslerini gere gere Atatürk ve kurtuluş için koşuyorlardı.

İşte “iyi” insanlık, uygarlık!

Yumruğunu sıkmış, dişini bilemiş, gözleri kan çanağı, gırtlağından yabansı gurultular çıkaran, öce bulanmış, kaba saba sözleri birbiri ardına sıralayan ilk çağ kalıntılarının yanında çok ayrıksı bir çoğunluk bu.

İlerleme, gelişme, evrim, devrim dediğimiz tüm olumlu tarihsel atılımların hiçbirisinin; düşmanlıkla beslenen, hınçla büyüyen, savaş irini ile şişip kin ve kanla patlayan kötü insanlıktan gelmediğini hepimiz biliyoruz. Çocuklarımız da biliyor, bilecek…

Öyleyse karalar bağlamaya hiç gerek yok.

Bir tarihsel süreçten geçiyoruz. Hem dünya, hem biz…

Küresel kötülüğün, sömürgenliğin, yıkıcılığın, yobazca barbarlığın bir zamane biçimine denk geldi ömrümüz.

Yazgıdır deyip geçmeyeceğiz, iyi insanlıkta direneceğiz.

Geçmiş yüzyılları, o yüzyılların içinden gönlümüze ve bilincimize doğru akan binlerce insancı, barışçı, yaratıcı güleryüzün, önderin, bilimcinin, yazarın, çizerin daha önce yürüdükleri zorlu dağ yolunu tutacağız.

Tek bildiği cehennemin dibinden fırlamış zebanice kötülük peşimizi bırakmayacak. Bileceğiz. Yine de varacağız engine…

İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar, taşlar, ırmaklar. 

Kurtulacağız, kurtulacağız, kurtulacağız…

Diğer Yazılar