YSK ve Seçim Güvenliği

YSK ve Seçim Güvenliği

YSK, seçim hukukunda ve uygulamalarında kalıcılık, istikrar yaratmak yerine, hep değişen kararlar alarak tartışmaların odağında yer alıyor…

YSK, ilk kez 1950 yılında kuruldu.

Kuruluş amacı, seçim güvenliğini sağlamak.

YSK, 1961 Kurucu Meclisince o dönemde hazırlanan Seçim Yasası’nda düzenlendi.

YSK, ilk kez 1961 Anayasası’nda yer aldı.

YSK, kurulduğundan bu yana, seçimlerin düzen ve dürüstlüğü içinde yönetilmesi için, her türlü kararı almakla yetkili ve görevli bir kurum.

YSK kararları kesin nitelikte.

YSK, ilk kurulduğundan bu yana üyeleri hep Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluştu.

Halen Anayasa ve ilgili yasalar uyarınca YSK, yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşuyor.

1982 Anayasasından itibaren düzenleme bu yönde.

1961 Anayasası döneminde de düzenleme aynı yönde.

YSK, hep asıl ve yedek üye olarak iki grup üye yer alıyor.

YSK’da, yedek üyeler hiçbir zaman toplantılara katılamayarak, sadece asıl üye sıfatını taşıyan üyelerle çalışmalar yürütüldü.

YSK, 2002 yılındaki Siirt seçimlerini iptal kararını da yedi üyenin katılımı ile verdi.

2002 öncesi tüm kararlarını da yedi üyenin katılımı ile aldı.

Yine 2002 sonrası kararlarını da hep yedi üyesinin katılımı ile aldı.

Tüm kurumlardaki yozlaşma mı, giderek anayasadan uzaklaşma mı, adına ne dersek diyelim YSK; 2006 yılında seçimlerle ilgili bir genelgeyi asıl ve yedek tüm üyelerinin katılımı ile çıkarttı.

YSK, 2011 milletvekili seçim takvimine ilişkin kararını da yine sadece asıl üyelerle değil, dokuz üyesinin katılımı ile aldı.

YSK’nın, şu an başkanlığını yapan kişinin YSK’ya 2013 yılında başkan olması sonrasında ise, yedek üyelerin de toplantılara katılarak oy kullanmaları nerede ise kurallaştı.

İşte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan seçimi ile ilgili karar da asıl ve yedek tüm üyelerin katılımı ile alındı.

Sadece asıl üyelerin katılımı ile karar alınsa idi acaba sonuç ne olurdu…

Kuşkusuz toplantıya katılamayacak, oy kullanamayacak kişilerin toplantıya katılmaları, görüş açıklamaları, açıkladıkları görüşle yönlendirici olmaları, oy kullanmaları karara ve sonuca her yönüyle etkili bir durum.

YSK’nın 31 Mart’taki İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı seçimi iptal kararı hakkında söylenecek konu çok.

Hukuka uygun biçimde sonuçlanan bir seçimde hukuka aykırı durumu yaratan bizzat YSK ve verdiği karar oldu.

Karşıoylar dahil 250 sayfadan oluşan bir iptal kararı yazılmış olsa da, bu kararın ne iptal bölümünün, ne karşı oylar bölümünün ne gerekçe kısmının, hiçbir bölümünün okuyanı ikna edici bir yönü bulunmuyor.

Karar ile ortaya çıkardığı gerçek, seçim sonuçlarını etkileyecek hiçbir aykırılık olmamasına rağmen, itiraz edenlerin beklentilerini karşılayacak biçimde bu kararın verilmiş olduğu…

Böyle bir iptal kararının ilk kez verildiğini söylemekle yetinelim.

YSK’nın varlık nedeni seçim güvenliği.

Her seçim döneminde en çok tartışılan ise YSK ve verdiği kararlar oluyor.

YSK, seçim hukukunda ve uygulamalarında kalıcılık, istikrar yaratmak yerine, hep değişen kararlar alarak tartışmaların odağında yer alıyor.

YSK, İstanbul seçimleri ile ilgili iptal kararında, ana neden olarak sandık kurullarının oluşum konusuna dayanmakla, bu sandık kurullarının oluşumu konusunda, seçim kurulu başkan ve üyeleri, seçim müdürleri ve diğer sorumlular hakkında da suç duyurusunda bulundu.

Öyle bir iptal kararı karşısında, bu suç duyurusunda ne var denilebilir…

Bu suç duyurusu, seçim güvenliğini yok eden, yenilenecek seçime daha ilk günden müdahale demek.

Seçim kurulları, seçim müdürleri ve diğer ilgililer hakkında açılan soruşturma, seçim işlemlerini yürüten kişilere doğrudan baskı ve onların etki altında tutmak demek.

Haklarında soruşturma açılmayan diğer ilçelerdeki kişilere de, aba altından sopa göstermek demek.

Bu soruşturmaların, yargı bağımsızlığının dibe vurduğu ve İstanbul seçimleri için her şeyi yapabilen bir iktidar bulunan ülkemizde nerelere uzatılacağı, ne içerikte yürütüleceği oldukça tartışmalı.

Seçimlerde tarafsız davranılması için seçimler yargı tarafından yönetilip yürütülüyor.

Tekrarlanan İstanbul seçimlerine baktığımızda, bu seçimlerde daha ilk günden seçimi yönetecek organlar baskı altına alınıyor.

Böyle bir durum, gerek Türkiye’de gerekse dünyanın bir demokratik ülkesinde ilk kez yaşanan bir durum…

Üstelik AKP’nin isteyip de sağlayamayacağı bu durumu, YSK yaptığı suç duyurusu ile gerçekleştiriyor.

Seçim güvenliği için var olan YSK, buna aykırı davranıp, İstanbul seçimini iptal etmekle de kalmayıp, yeni seçim içinde seçim güvenliği yönünden en önemli tehlike olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

31 Mart seçimlerinde İstanbul’da; sandıklarda, ilçe seçim kurullarında, il seçim kurulunda itiraz adı altındaki işlemler karşısında, çok ciddi çalışmalar sergilenerek, oralardan seçim sonuçlarına müdahale edilmesi engellendi.

Ancak YSK, kendi içinde çelişkilerle dolu, hukukla açıklanamayacak bir kararla büyükşehir belediye başkanı seçimini iptal etti.

YSK, yenilenecek seçim yönünden de seçim güvenliğini sağlayacak değil, seçim güvenliği yönünden en büyük tehlike olduğunu göstermiş oldu.

Bu nedenle kuşkusuz önceki seçimlerde yapılanlardan çok daha fazla, hukuk ve demokrasi içinde her konuda bir b planı da düşünerek emek ve mücadele sergilemek gerekiyor.

Diğer Yazılar