Yeniden Atatürk

Yeniden Atatürk

Bir filozof başyapıtı olan Cumhuriyet projesi, laiklik temelinde sürekli bir demokratikleşme yöntemi olarak İslam ile demokrasi arasında var olduğu öne sürülen çelişkilerin giderilebileceğini, tam uyumun sağlanabileceğini kanıtlamıştır…

Atatürk herhangi bir geçmiş zaman kahramanı değildir.

Bundan 81 yıl önce, 10 Kasım 1938’de aramızda ayrılmıştır. Ancak sadece görünüşte ölmüştür. Düşünceleri, öngörüleri ve gerçekleştirdikleriyle hayattadır. Bir kutup yıldızı gibi, yolunu kaybedenlerin takibini beklemektedir. .

Hindistan’ın efsanevi lideri Gandi’nin sözleriyle, Atatürk “emperyalizme karşı mazlum ve tutsak devletler ile ulusların vazgeçilmez reçetesidir. Utkusu, dünya için özgürlük ve bağımsızlık sancağıdır.”

Atatürk’ün reçetesi güncelliğini yitirmemiştir. Mutlaka kullanılması gerektiği, Birleşmiş Milletler’in bir yan kuruluşu olan UNESCO tarafından da öğütlenmektedir.

UNESCO, Atatürk’ün doğumunu 100. yılı olan 1981’in dünya genelinde “Atatürk Yılı” olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır.

Bu kararda Atatürk, UNESCO’nun ilgilendiği tüm alanlarda “olağanüstü bir reformcu” ve dünya barışı çalışmalarında “olağanüstü bir örnek” olarak tanımlanmıştır. Kararın gerekçesinde de, böylesine “üstün kişiler gelecek kuşaklar için örnek olacaktır” denilmiştir.  

UNESCO’nun Atatürk’ü gelecek kuşaklara örnek gösterdiği kararının ikinci bir örneği yoktur. Dünyadaki hiçbir lider için o güne kadar düşünülmediği gibi, sonrasında başka bir lider için öneri olarak dahi gündeme gelmemiştir. 

Bize Atatürk’ün mirasını reddetmemizi öğütleyenlere sormak lazım… Dünya devletleri oybirliğiyle böyle bir kararı acaba neden bir tek Atatürk almış olabilir?

Nedenler saymakla bitmez. Birkaçını anımsayalım…

ABD’deki Baylor Üniversitesi tarih profesörü George W. Gawrych’e göre,  tarihe adını yazdırmış onlarca büyük asker ve devlet adamı arasında Atatürk özeldir:

“Atatürk ulusunu kurtaran büyük bir askerdir… Kurtuluşun ardından bir devlet adamı olarak ‘sürekli devrim’ anlayışıyla ülkesinin ve ulusunun yeniden doğuşunu sağlamıştır… Atatürk’ün her iki görevi de başarıyla yapmış olması, O’nu özel kılmaktadır…”

Lübnan asıllı Fransız yazar Âmin Maalouf’un sözleriyle,  Atatürk’e “özel” demek yetmez, O “çok özeldir. İslam âleminde bir eşine daha rastlanmamış bir örnektir…”

Alman “Allemeine Zeitung” gazetesi, Atatürk’ün İslam dünyasının da ötesinde, dünya için “biricik” olduğunu, “bir daha da dünya gelmeyeceği, hakiki büyüklüğünü zamanın göstereceğini” belirtmektedir.   

Ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, Atatürk’ün büyüklüğünü biraz da şaşkınlıkla şöyle tanımlamaktasır:

“Bir an için tahayyül ediniz ki: Batı dünyasındaki rönesans, reformasyon, düşünce ve bilim ihtilalı, Fransız inkılâbı ve sanayi devrimini Atatürk bir insan ömrüne sığdırmıştır.”

Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Üniversitesi öğretim üyesi Andrey Berzukov Atatürk, on yılda yüzyılların işini tamamlamasını “ufkun ötesine bakabiliyordu” diye yanıtlamaktadır: 

“(Atatürk) stratejik öngörü konseptinin özüne, yani ufkun ötesine bakabilme özelliği olan mükemmel bir beyne sahipti. En önemlisi yaşadığı şart ve tarihin ötesinde geleceği öngörerek ülkesine yeni bir vizyon biçmesi ve çökmüş devletini muhafaza etmesiydi. Türkler bu adama çok şey borçlu ve biz de örnek devlet adamı olarak O’nu işliyoruz.”

Nihayet Alman tarihçi Prof. Dr. Herbert Melzig… Atatürk’ü özel, biricik kılan özelliğinin O’nun dünyanın gelmiş geçmiş tek filozof devlet adamı olmasına bağlamaktadır:

“Platon”un,’Krallar filozof olsa ve filozoflar kralların tahtında otursaydı…’ şeklindeki dileği, iki bin yıllık tarihte gerçekleşmedi. 20. yüzyılda ilk defa olarak Atatürk’ün şahsında kelimenin tam anlamıyla bunu görmekteyiz…”

Bir filozof başyapıtı olan Cumhuriyet projesi, laiklik temelinde sürekli bir demokratikleşme yöntemi olarak İslam ile demokrasi arasında var olduğu öne sürülen çelişkilerin giderilebileceğini, tam uyumun sağlanabileceğini kanıtlamıştır. 

Atatürk’ün laik ve demokratik Cumhuriyet modeli, bu özelliğiyle İslam coğrafyası için olduğu kadar, dünya geneli için de barışın anahtarıdır. Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte küresel emperyalizmin İslam coğrafyasında tohumladığı etnik ve dini cemaat temelli “medeniyetler çatışmasını” önleyebilmek, çatışmayı barış içinde demokratik bir çağdaş uygarlık yarışına dönüştürmek bu modelle mümkün olacaktır.

Diğer Yazılar