“Neticeyi Görmeseydim Başlamazdım.”

“Neticeyi Görmeseydim Başlamazdım.”

Öyle bir yolculuk başlıyordu ki 1938 yılına kadar sürecek bir mücadelenin miladıydı…

16 Mayıs 1919’da akşamüzeri yola çıkar, Bandırma Vapuru. Onu uğurlamaya iki arkadaşı gelmiştir ( Fethi OKYAR, Rauf ORBAY) ;onlar da biliyordu, bir şeyler yapmak için Anadolu’ya geçtiğini.

Henüz iki gün önce Damat Ferit Paşa’nın konağında verilen akşam yemeğinde Cevat(Çobanlı) Paşa’ya da söylemişti:

“- Bir şey mi yapacaksın …?”
– Evet Paşam, bir şey yapacağım.
– Allah muvaffak etsin.
– Mutlaka muvaffak olacağız.”

Kendinden oldukça emindi ama o da biliyordu ne yolculuk kolay olacaktı ne de sonrası…

Yolculuk için onu düşündüren tek şey, Karadeniz’in hırçın, sert dalgaları değildi tabii ki. Her an bir İngiliz engellemesi ile karşı karşıya kalınabilirdi. Böyle bir engelleme karşısında kararı netti:

“ Eğer bir torpido bizi tevkif etmek isterse ona rampa edilerek, teslim olunmayıp mücadele edilecekti.” (1)

Öyle bir yolculuk başlıyordu ki 1938 yılına kadar sürecek bir mücadelenin miladıydı. İsterseniz bu mücadelenin sertliğini anlatabilmek için, Milli Mücadele Dönemi’nden birkaç örnek verelim.

Milli Mücadele’nin başında Erzurum’dan Sivas’a giderken, Erzincan’dan hemen sonra, bir jandarma subayı otomobillerin önüne çıkarak Dersim eşkıyasına ilerdeki Çardaklı Boğazını tutmuş olduğu haberi kendisine ulaştığını; bu şartlar altında merkezden kuvvet gelmeden kendilerinin güvenliğini garanti edemeyeceğini söyler. Yalnız beklenen kuvvetin gelmesi, boğazın temizlenmesi için günlerce beklenecekti; ama onun, bir an önce Sivas’ta olması gerekmektedir. Şimdi ne olacaktı?

Hiç düşünmeden kararı verir:

“Her ne olursa olsun, her türlü tehlikeyi göze alarak yolumuza devam etmeliyiz… Otomobilin birinde hafif mitralyözlerimiz var. Osman Bey ve birkaç arkadaş mitralyözleri ateşe hazır bulundurarak önden ilerlesin. Bizim arabalar da kendisini takip etsin. Etraftan gelecek ateşlere ehemmiyet vermeyerek otomobillerimiz bütün süratleriyle ilerler. Fakat önümüze eşkıya çıkar ve yol kapatılmış olursa o zaman da hemen otomobillerden atlayarak ve derhal birer mevzi edinerek mukabil ateşe başlarız.

Müsademe sonunda ya yolu açmaya muvaffak oluruz yahut da ölürüz. Ancak, tavsiyem şudur ki, böyle bir hal vukuunda aramızda yaralanan ve ölenler bulunursa onlarla asla meşgul olmayacağız. Sağ kalanlar için, tek kişi dahi olsa, hedefi Sivas’a ulaşmak teşkil edecektir.”(2)

Zorluklar sadece eşkıyalardan ibaret olsa, göğüs germek daha kolay olacaktı; ama Sivas’ta kongrenin başkanlığını almasını, en güvendiği arkadaşları engellemeye çalışmayacak mıydı?

 Ya İstanbul Hükümeti; o da onu durdurmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Hükümet, Milli Mücadele’nin emrinde bulunan Kuva-yi Milliye’ye set olabilmesi için eski bir jandarma subayı olan Anzavur Ahmet’i görevlendirir. Ahmet Anzavur emrindeki çete Kuva-yi Milliye tarafından ezilir. 1920’nin Nisan ayında bu sefer emrine Kuva-yi İnzibatiye verilir. Bu birliklerde mayıs ayında ağır yenilgiye uğratılarak Milli Mücadele’nin önünden bir engel kaldırılır.

Padişah da hükümetle birlikte onu ve Milli Mücadele’yi durdurabilmek için çareler düşünmektedir. İşte onlardan bir tanesi:

“Kuva-yi Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi… her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına…”

Onun gözünü idam da korkutmamıştır… Yukarıdaki örnekler sadece iç cepheden gelen saldırılardan birkaç örnekti, ya emperyalist devletler ve onların maşaları ile verilecek mücadele onu yıldırdı mı?

Tabii ki hayır!

Tam 100 yıl önce yola çıktı, Mustafa Kemal; annesine yazdığı mektupta söylediği gibi:         “ Neticeyi görmeseydim başlamazdım.”  (3)

Tüm bu zorluklara göğüs germesi gereken bir adam, neticeden nasıl bu kadar emindir? Çünkü o milletinin azminden ve kararından emindi, halkının ve kendisinin karakterinin bağımsızlık olduğunu iyi bilmekteydi.  

“Türkiye halkı, yüzyıllardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve istiklali, yaşamanın gereği olarak düşünmüş bir milletin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”

Sonrası da hiç kolay olmamıştı. 1938’e kadar Türk Devrimi’nin inşası ile geçen zorlu bir mücadele vermiştir. Ölümüne kadar ki sürede başardıkları ile henüz devrimi tamamlamamış bile olsa Anadolu aydınlanmasının, bir başka deyişle Türk Rönesansı’nın kapısının aralandığı bir gerçektir.

 Türk Devrimi’nin inşasını, önce 1938’de önderini kaybetmesi, 2 Dünya Savaşı ardından CHP’nin sağa savruluşu ve ardından 1946 yılında Köy Enstitülerinin kapatılması, akim bırakmıştır.

Haydi, bu yolculuğun bir asır sonrasının yani günümüzün muhasebesini yapalım. 2019’da  biz hala Türk Devrimi’ni 1946’ya mıh gibi çakmışız. Hatta 2002’den beri oldukça önemli mevzileri kaybeder duruma gelmişiz. Neden, acaba?

Çünkü 1946’dan bu yana, yalnız Atatürk’ün somut devrimlerini benimseyerek devrim sürecini dondurmuşuz. Hâlbuki Atatürk değil miydi ki her türlü tutuculuğa karşı olan. Atatürk, “Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmanın”  motor gücünü ise sürekli devrimcilik olarak belirlemiştir. Atatürk gibi, devrimde süreklilik arayan ve bunu devrinin temel ilkesine dönüştüren ve devrimi diri tutmak için, devrimin teminatını gençler olarak belirleyen bir devrimcinin yolundan gidiyorsanız, 40’lı yılların Kemalizm’ini savunmak bize yetmez.

Türk Devrimi’nin yeni yüzyılına girerken Türk devrimcisinin misyonu, devrimi 22. Yüzyıla taşımaktır. Haydi, o zaman ne duruyorsunuz:

“Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar…”

  • Her Yönüyle Atatürk, Hazırlayan: Avni Altıner, İstanbul Bakış Kütüphanesi, s. 104
  • Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, Mazhar Müfit Kansu, Cilt 1, Türk Tarih Kurumu, 5. Baskı, Ankara, s. 201
  •  Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 3, Kaynak Yayınları, S.307

Diğer Yazılar