Kapat Gözlerini, Düşün!

Kapat Gözlerini, Düşün!

Alınmayan, satılmayan düşler, paylaşılmalı ancak.
O zaman “düşleriz” çünkü…

Bir kıyı kasabasındayım, denize çok yakın.

Neredeyse dalgalarla kucak kucağa.

Dostlar sofrasındayım, güzel insanlar.

Paylaşıyoruz hayatı, ayrı kaldığım güzelliklerin de farkında olarak…

Coşkuluyum, biraz da hüzünlü.

Garip bir durum bu, belli…


Bu kasaba olağanüstü, çok özel…

Dün gece fotoğraf çektim, denizin üstünde yarıdan küçüktü ay.

Bu ay ve ışıklar…

Farklı bir durum, ayrıcalıklı.

Her gece onu arıyorum.

Ayın her günü onu arıyorum.

Bazen dolunay, bütün görkemiyle.

Bazen yarım, bazen yok…


Masada ay öyküleri, ay şiirleri.

Bir ara kulağıma şu dize çalınıyor:

“Yeryüzü yetmiyor, gökyüzü gözlerim.

Büyük ayı gerçeği bil, bazen kimsesizim.

Aslında ay benim içim…”

*

Dostlar sofrasına dönelim izninizle.

Memleket koşullarında olabildiğince bozulmamış bir kıyı kasabası burası.

Yani, şunu söyleyebilirim; Ege’nin kısmen talan görmeyen bir yakası.

İki deniz bilirim doyumsuz; biri Datça’nın Palamutbükü, diğeri burası.

Farkındayım, buraya kadar yazdıklarımdan ötürü “Hangi kasabadasın?” diye gelir sorular.

Kusura bakmayın söz verdim masada, adını yazmamalıyım.

Çünkü iki yıl önce aldığım uyarının benzeridir söz konusu olan.

Bu kez “hatırdır” uymalıyım.

Demişti ki bir okurum; Akyaka-Akbük arasının olağanüstü güzelliğini anlattığımda:

“İyi güzel de, yazma kardeşim memleketin bu kıyıda köşede kalmış güzelliklerini. Çünkü yağmacılar harekete geçiyor, kalan güzellikler de talan ediliyor…”

Oysa ben doğa ve insan sevdalısıyım.

İnsan olmasa güzellikler ne ola?

Paylaştıkça, paylaştıkça…

Ama bu kez söz verdim, “Tamam,” dedim, “Adını yazmak yok. Bir ara anlatırım nasıl olsa…”

Gece yarısını çoktan geçti, bir rüzgar başladı aniden, sanki Akyaka’nın Deli Mehmet’i.

Ağaçlar ıslık çalıyor, masalar alt üst.

Toparlandı bazı arkadaşlar, odalarına kaçtı.

Oysa ben yazacağım daha.

Ve sabah erken, denizde yüzümü yıkayacağım…

*

Yukarıdaki yazı, yıllar önce Yolcu’da yer almıştı.

Geçen hafta aynı kasabada eski bir evin tepesinde dolunayı görünce, anımsadım; deklanşöre bastım, bir düşle.

Bir şarkı geldi o sırada, denizden rüzgarla:

“Düşler vardır satılmaz

Derinde anlatılmaz

Yüreklerden silinmez

Bazen de vazgeçilmez

Kapat gözlerini ve düşün

İpekten bir deniz…”

“ve ay…” diye tamamladım ben de.

Alınmayan, satılmayan düşler, paylaşılmalı ancak.

O zaman “düşleriz” çünkü…

Diğer Yazılar