Hayallerimizi Satmadık ya…

Hayallerimizi Satmadık ya…

Ne yazık ki, ülkemizde pek çok şeyin rastlantı olmadığını, ölümler, öldürümler, yağma ve yıkımlar anımsatıyor bize yeniden…

2013 yılı… Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp kısa sürede tüm yurda yayılan direniş sürerken… Orantısız güç kullanımının doruğunda… Meydanlardaki, sokaklardaki şiddetin, eli sopalı dehşetin önüne geçilmediği, gaz bombalarının tüm Türkiye’yi soluksuz bıraktığı saatlerde… Televizyonlar büyük bir kapatılmanın içindeyken… Antakya Armutlu Mahallesi’nde 22 yaşındaki Abdullah Can Cömert başına aldığı darbeyle katledildi…

Arkadaşlarının arasındaki adıyla Abdocan meydanlardaydı; Gezi Parkı direnişine destek veriyordu. Yalnız ülkesi için değil; yoksulluğa, adaletsizliğe, alçaltıcı bir yaşama mahkûm edilmiş dünyadaki tüm halklar için oradaydı.

Ali İsmail Korkmaz henüz 19 yaşındaydı. Hayata sımsıkı bağlı; yüreği yaşama sevinciyle, insan ve doğa sevgisiyle çarpıyordu. Eskişehir’de, Anadolu Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü birinci sınıf öğrencisiyken, Gezi Direnişi eylemlerine katıldı. Bu eylemler sırasında karanlık sokaklarda pusu kuran eli sopalı canilerin şiddetine uğradı. Başına aldığı sert darbeler nedeniyle beyin kanaması geçiren Ali İsmail, 38 gün komada kaldıktan sonra 10 Temmuz 2013 tarihinde yaşama veda etti.

Ali İsmail için Antakya’da yapılan görkemli cenaze törenine binlerce insan katılmıştı. Kortejin en önünde Ali İsmail’in fotoğrafını taşıyan kişi Ahmet Atakan’dı. Yürüyüşte ayakkabısı yırtılan Ahmet, 10 kilometrelik yolun büyük bir bölümünü o sıcak altında yalınayak yürüyecekti.

Ahmet Atakan 22 yaşındaydı. 10 Eylül 2013 günü, Gezi Parkı direnişi sırasında Antakya’da, ODTÜ’den yol geçirilmek istenmesini protesto etmek için düzenlenen ODTÜ’ye destek eyleminde yaşamını yitirdi. Görgü tanıkları Ahmet’in sokak başında kafasından vurulduğunu söylüyorlardı. Ölümünden üç gün sonra HRT TV’de Ahmet’in apartman çatısından düşerek öldüğünü gösteren bir görüntü yayınlandı. Ama 11 tanığın hepsi, ısrarla Ahmet’in sokakta vurulduğunu, çatıya hiç çıkmadığını söyledi. Buna karşın, Ahmet’in ölümü bugüne değin aydınlatılamadı.

Ne yazık ki, gencecik fidanlarımız koparılmıştı yaşamdan; Anayasa’nın “Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı” başlığı altında, Madde 34’te, “Herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu”nu, Gezi direnişiyle ilgili toplantı ve yürüyüşlerin, Anayasa’nın güvencesi altında bulunduğunu günlerde…

Ahmet Atakan’ın 4. ölüm yıldönümünde Ankara Büyükşehir Belediyesi 100 iş makinesi ve 400 kamyonla ODTÜ ormanına girdi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ağaç kıyımı sonrası ağaçların kesildiği alanın fotoğraflarını paylaştı ve “4,5 km’lik yolu bir gecede açarak büyükşehir belediyesi bir rekora daha imza attı” diyerek övündü.

Ahmet’in babası Ali Atakan, yaptığı açıklamada, bazı şeylerin rastlantı olmadığını, tam tersine hesaplı planlı yapıldığını söylüyor ve şunları ekliyordu:

“İnsanları susturmaya, sindirmeye çalışıyorlar. ODTÜ’ye destekleme eyleminde yitirdiğimiz Ahmet’in ölüm yıldönümünde bu işe kalkışanların, ODTÜ’de ağaçların kesilip, katledilmesiyle yapılan yol açma çalışmasının bir misilleme olduğunu düşünüyorum. İnsanları germek istiyorlar. Biz bu durumdan son derece rahatsız.”

Ne yazık ki, ülkemizde pek çok şeyin rastlantı olmadığını, ölümler, öldürümler, yağma ve yıkımlar anımsatıyor bize yeniden…

Antakya’da Ahmet’in, Ali İsmail’in, Abdocan’ın geçtiği, yürüdüğü yollardan geçiyoruz ve çaresiz, Ahmet Atakan’ın yaslandığı duvara yaslanıyor, onunla özdeşleşen o yazıyı okuyoruz usulca:

“Ne oldu lan… Büyük adam olamadıysak… Hayallerimizi satmadık ya…”

Diğer Yazılar