En Güzel Şarkı Henüz Söylenmemiş Olandır

En Güzel Şarkı Henüz Söylenmemiş Olandır

Hayata sadece romantik olarak bakmaktan vazgeçmeliyiz. Klasik olarak da yaklaşmalı, hayatın her aşamasında her şeyin sebebini, teorik alt yapısını araştırmalıyız. Sanattan anlamayan bilim insanı veya bilimden anlamayan sanatçı bu modeller eski modellerdir…

Gürültü-Ses veya Tını

Kulağımıza her an birbirinden farklı sesler geliyor. Düzensiz titreşimleri gürültü olarak algılıyoruz.

Düzenli, tekrarlayan ses dalgalarından oluşanları ise ses veya tını olarak tanımlıyoruz. Ancak bu düzenli ses dalgaları da kendinen küçük parçacıklardan oluşmakta. Aslında ses dediğimizde sadece bir ”sinus” sesi ifade edilebilir. Sinus dalgası, en basit düzenli ses dalgasıdır. Sinus dalgası, sesin atomu veya molekülü olarak da adlanırılabilecek en küçük bileşenidir. Her ses ve gürültü sinus dalgalarına parçalanabilir. Sinus dalgası iki farklı parametreyi belirtir.

  1. Sesin şiddeti, genişliği (Amplitude) dalgaların sinus dalgasının yüksekliği ile belirtilir.
  2. Dalgaların zirvesi arasındaki bölge ise sesin yüksekliğini (frequenz) (incelik, kalınlık) belirtir. İnce sesler için daha sıkışık, kalın sesler için ise daha yaygındır.

Frekans (frequenz), saniye başına düşen titreşim sayısıdır. Hertz (Hz) ile ölçülür. 1 Hz, bir saniyedeki titreşimdir.  Saniyede 16 titreşimin altı insan kulağı tarafından algılanamaz. Bu titreşimlere Infra veya ultra ses dalgası denir.

Sesin üç temel anı vardır: oluşum, tınlama ve tının sona ermesi. Basit bir titreşim devam ederken

sürekli bir ses duyuyoruz, ancak doğal olarak üretilen seslerin bir bitişi de vardır. Amplitude, yani sesin şiddeti azalırken ses de küçülecek ve giderek yok olacaktır. Bunun tersi durumunda ise ses gittikçe şiddetlenerek ve tınlamaya başlayacaktır. İşte müzikte piano, forte, crescendo

 decrescendo (hafif, kuvvetli, şiddetlenerek, hafifleyerek) gibi italyanca terimlerle açıklanan durumlar tamamen ses dalgalarının ”Amplitude” nasıl kontrol edileceği ile ilgilidir.

Sesin rengi ve doğuşkanlar,

İnsan sesi ve enstrümanlar tarafından üretilen sesler yoğun bir şekilde duyulan bir ana ses ve onun oluşumunu sağlayan çokj daha hafif duyulan ”doğuşkanlar” tarafından sağlanmaktadır. Doğuşkanların sayısı ve şiddeti sesin rengini büyük ölçüde etkilemektedir.

La notası, frekansı (Hz) günümüzde 440-444 arası olarak kabul edilmektedir. Müzik tarihinin daha eski dönemlerinde bunun daha düşük bir frekans olduğu yönünde bulgular vardır.

Doğuşkan sesleri daha çok duyulursa, sesin tınısı daha zengin ve daha doygun olur. Doğuşkanlar için belirli oranlar vardır. Antik Yunan müzikçisi, matematikçi ve filazof Pisagor doğuşkanları tanımlamıştır. Ona göre, günümüzde de geçerli olduğu şekliyle sesin bir oktav incesinin oranı 1:2’dir. Beşli için 2:3, dörtlü için 3:4, büyük üçlü için 4:5, küçük üçlü için 5:6, tam ses, 8:9, yarım ses ise 15:16 oranındadır.

Bunu bir piyano üzerinde deneyebilirsiniz. Pedala basarak bir ”do” notasına basarsanız, 3-6 doğuşkana kadar sesleri duyabilirsiniz. (kalın bölgede bir ”do” notası anases olarak basılıdığında doğuşkan sesleri sırasıyla inceye doğru:  do, sol, do, mi, sol, si bemol (1.,2.,3.,4.,5. ve 6. doğuşkanlar rahatlıkla duyulabilir.)

Doğuşkanlar ince seslerde kulağımızın fiziksel yapısıyla ilgili olarak daha zor duyulur veya duyulamaz. Bu durum aynı zamanda ince, orta ve kalın ses bölgelerindeki farklı tınıları da açıklar.

Ancak her enstrümanın kendi farklı tınısı da vardır. İtalyan ünlü Stradivarius kemanlarından bahsedebiliriz, bu enstrümanların özel tınısı doğuşkanların oluşturduğu durumla açıklanır.

Ses rengi sadece sesin şiddeti, inceliği kalınlığı ile değil, doğuşkanlarla da değil aynı zamanda ”formant” sesleriyle de oluşur. Formant’lar tınının karakteristik rengini almasına yardımcı olurlar. Belirli ses bölgelerinin (kalın veya ince) formantlar aracılığı ile vurgulanmasıyla sesin karakteristik tınısı ortaya çıkar.

Rezonans da çok önemli bir kavramdır. Bir titreşimin kuvvetlenerek duyulmasını ifade eder. Bazı enstrümanların rezonans tahtaları olur. Bazılarının rezonans boruları, bazılarının ise  rezonans telleri… Keman’da hem titreşen bir gövde ve teller vardır. Obua’da ise rezonans borusundan söz edilmelidir. Piyano’da rezonans tahtası 6-13 mm kalınlığında bir düz tahtadan oluşmaktadır. Günlük hayatımızda duymak istediğimiz ve istemediğimiz bir çok rezonansla karşılaşırız. Örneğin,yasal sınırların üzerinde gürültülü çalışan  bir egzoz, belirli bir titreşimde motorun devrini güçlendirmek için kullanılan bir rezonans üretmektedir.

Bir sesin dalgaları, bir sinus dalgasına göre çok karmaşıktır. Oszilograf bir alet aracılığı ile ölçülür.  Sesin şiddeti ise ”desibel” (dB) ile ölçülür. Frekans nasıl sesin incelik, kalınlığını ölçüyorsa desibel de yoğunluğunu, şiddetini ölçmektedir. Bir sesin yoğunluğu ikiye katlanığında ses şiddeti yüzde 23 oranında artmaktaır. Bir elektrik süpürgesi yaklaşık 80 dB şiddetindedir. Bir jet uçağı 120 dB şiddetiyle kulağımızda acı duymamıza ve zarar görmesine sebep olur.

Belirli bir dB üzerinde sesler işkence yöntemi olarak da kullanılabilen acı verici deneyimlerdir. Ses üretirken çevremizdeki insanlara saygı sınırlarını gözetmeliyiz. Duymak istemediğimiz şiddette sesleri üretmemeliyiz. Gereksiz çalınan otomobil kornaları, egzoz gürültüleri, duymak istemeyeceğimiz sadece dikkat çekmek için yüksek sesle açılan müzikler birlikte yaşam kültürünün dışındadırlar. Eğer müzik dersleri yapılabilseydi, gereksiz siren sesleri, gereksiz gürültülü sesler kesinlikle daha az üretilecekti… Güzel sesler ve rahatsız edici sesler arasındaki farklılıklar küçük yaşlardan itibaren öğretilecekti. Desibel sayısınn uygarlıkla ters orantılı olduğunu anlaşılacaktı. Müzik derslerini ortadan kaldırılınca bu deneyimden de yoksun kalacak öğrenciler.

2023 vizyonu çerçevesinde MEB yeni bir eğitim modeli ve buna uygun yeni eğitim programları hazırlıyor. Ancak müzik dersleri bu hazırlığının dışında bırakıldı, yani yeni uygulamayla sona ermiş olacak müzik dersleri.  Veliler, öğrenciler eskisinden daha fazla özel müzik kurslarına ve özel derslere yönlendirilecekler. Oysa en güzel şarkılar birlikte söylenen şarkılardır.  Ortak şarkıları olmayan bir toplum, varlığını sürdüremez.  Müzik, resim ve spor dersleri matematik, kimya biyoloji dersinden az önemli değildir. Bunu zamanında fark eden toplumlar bugün gelişmiş ülkeler olanlar.

Hayata sadece romantik olarak bakmaktan vazgeçmeliyiz. Klasik olarak da yaklaşmalı, hayatın her aşamasında her şeyin sebebini, teorik alt yapısını araştırmalıyız.  Sanattan anlamayan bilim insanı veya bilimden anlamayan sanatçı bu modeller eski modellerdir. Gelecek insan birçok farklı alandan beslenerek yetişecektir.. Test kültürünün bilim, sanat insanı yetiştirme konusundaki başarısızlığını görebiliyoruz. Tüm okullara bir an önce, müzik, resim, tiyatro, spor derslerinin, bilim derslerinin yanında gereken önem verildiği bir çağdaş eğitim sistemi gelmesini diliyoruz. İleride bireysel başarılar dışında, başarı görmek istiyorsak, sanatın eğitim ve toplumsal hayatta daha fazla yer alması sağlanmak zorundadır. Okullardaki sanat dersleri kaldırılmamalı, daha da geliştirilmelidir.

 ”En güzel şarkı henüz söylenmemiş olandır”.

En Güzel

En güzel deniz:

henüz gidilmemiş olandır.

En güzel çocuk:

henüz büyümedi.

En güzel günlerimiz:

henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:

henüz söylememiş olduğum sözdür…

Nazım Hikmet

Diğer Yazılar